DOKTORLAR VE İLAÇLARI


[Doktorlar ilaç reçetesi yazarken önce hastasını mı düşünür, yoksa ilaç firmalarını mı?  Bu anlamdaki bir tartışma Fransa’da gündeme oturmuş.  “Le Monde”’, iki sayfasını kaplayan, “İlaç Laboratuvarlarına Hayır Diyenler” diye sunduğu uzun bir yazıyla bu konuya eğilmiş.  Ciddi etik boyutları olan hayli hassas bir konu.  Tartışmalara, suçlamalara kapı açan bir sorgulama.  Biz burada yazıyı yansıtmakla yetineceğiz.  Yorum yapmadan.  Türkiye’ye göndermeler yapmadan.]
Konu, bazı doktorların, ahlaki açıdan rahatsız oldukları bir duruma karşı, bir araya gelip örgütlenmesinden kaynaklanıyor.  Kurdukları bu örgüte “Formindep” adını takmışlar.  [Acaba bu ad Bağımsız Forum’dan ('Forum indépendant’dan) mı geliyor?]  İleri sürdükleri şikâyet şu:  “İlaç firmaları doktorları çeşitli yol ve yöntemlerle yönlendiriyorlar, hatta bazı menfaatler sağlıyorlar.  Amaç doktorların firmanın ilaçlarına reçetelerde yer vermeleri.  Doktorlar da önlerine sürülen bazı olanak ve çıkarların sözsüz baskısı altında buna boyun eğiyorlar.  Bu kabul edilemez.  Ahlaki bir durum değildir bu.”
Garip ilişkiler
Olayın başlangıcında bir doktor olan P. Foucras’ın öyküsü var.  Foucras dünyanın unutulmuş köşelerindeki fakir insanlara destek olan bir kuruluşta altı yıl çalıştıktan sonra Fransa’nın taşra kentlerinden birinde muayenehane açar.  İlk gün yalnızca bir hasta gelir.  Ama o gün dört ilaç firmasının tanıtım görevlisi ayrı ayrı ziyaret eder onu ve kendi firmalarının ilacının ne kadar iyi olduğunu ballandıra ballandıra anlatırlar.  Doktoru yemeklere davet ederler.  Foucart ilaç firmalarının bazı meslektaşlarına garip avantajlar sağladığını hayretle izler;  örneğin kayak yapmaya götürülürler ilişkili oldukları doktorları.
Foucras bu olgudan son derecede rahatsız olur ve gelen tanıtım görevlilerini geri çevirmeye başlar.  Şaşkınlık ve karşı çıkma duygusuyla, tamamen bağımsız çalışan ve ilaç firmalarından reklam almayan bir sağlık dergisinde (Prescrire) bu konuda yazılar yazmaya başlar.  Çevreden “Dikkat et.  Kendini tıp dünyasından kesip atıyorsun.” uyarısı gelir.  Nitekim sağlık alanındaki gelişmeleri yansıtan bilgilendirme ve eğitim toplantılarına çağrılmaz olur.  O da kendi gibi düşünen doktor arkadaşlarıyla Formindep’i kurar.  Dokuz yıl önce.  Dernek tıbbın tecimsel (ticarî) bir etkinlik gibi ele alınmasına karşı çıkmaya başlar.
Patlak veren olaylar
Girişimin başında bu, biraz yalnız kalmış bir kavga olur.  Yani fazla ilgi çekmez.  Ancak son yıllarda peşi peşine patlak veren bazı sağlık skandalları dikkatleri onların söylemine çekmeye başlar.  Örneğin, anti-enflamatuar olduğu ileri sürülen Vioxx, kullanılmaya başlanmasından sonraki beş yıl içinde bütün dünyada doktorlar tarafından reçetelere yazılır ve 25-30 milyon kadar satar;  ama daha sonraki bilimsel araştırmalar ilacın kalp krizi yarattığını ve binlerce ölüme neden olduğunu saptar.
Örneğin, Fransa’yı iki yıldan beri sarsan “Mediator” olayı!  Ünlü bir firmanın geliştirip piyasaya sürdüğü bu ilaç sözde kilo kaybetmeye yaramaktadır.  Ama belli bir zaman sonra çok tehlikeli olduğu ve 500-2.000 kişinin ölümüne neden olduğu ortaya çıkar.  Hatta bu ilacın temelinde daha önceleri yasaklanmış olan maddelerin bulunduğu, ama firmanın tıp dünyasından bazı kimselerle gizlice işbirliği yaparak bunu piyasaya sürdüğü anlaşılır.  Davası hâlâ devam ediyor.  Gene örneğin, satışa son yıllarda sunulmuş olan yeni doğum kontrol haplarının ciddi tehlikeleri olduğu geçtiğimiz günlerde konuşulmaya başlandı.  Kadınlarda yapay olarak göğüs oluşturma madde ve yöntemlerinde de mahkemelere düşen sorunlar belirdi.  Bu ve benzeri ağır endişe yaratan oluşumlar kamuoyunda “Doktorlar ne yapıyor?  Bu tür rezillikleri nasıl oluyor da öneriyorlar?” sorusunu gündeme getirdi.
Formindep’in yeni başkanı Dr. Masquelier şöyle diyor:  “Bilimsel dürüstlüğü olan herhangi bir doktorun söyleyebileceği gibi, piyasada dolaşan Alzheimer ilaçlarının fazla bir faydası yok.  Ama bunların kullanımı sosyal sigorta sistemine yılda 300 milyon avroya mal oluyor.  Bu parayla ülkede eksikliği çekilen 10.000 hastabakıcıyı işe alabilirdiniz.”
“Sokak kadını gibi hissettim kendimi”
Bir doktorun anlattıkları da şöyle:  “Utanarak söylüyorum ki, bazı firmalar beni pazarlama elemanı gibi kullandı.  Toplantılarda konuşturdular.  Bütün masraflarımı karşılayarak Amerika’ya götürdüler.  Yanıma adeta para almadan tıp kongrelerine katılmamı sağladılar.  Lüks otellerde misafir ettiler.  Lüks lokantalarda yemeklere davet edildim.  Armağanlar yağdı.  Tek beklentileri onların ilaçlarından bir uzman doktor olarak söz etmem ve çok etkili olduklarını ifade etmemdi.  Bir gün kendimi sokak kadını gibi hissettim.  Bütün bunları bıraktım.  Şimdi bu tavra karşı savaşım içindeyim.”
Başka birinin anlattıkları:  “Tıp kongrelerine gidiyorsunuz.  Konuşmacılar şu ilaçtan, bu yöntemden söz ediyorlar.  Ama bunları üretmiş olan firmalarla şöyle ya da böyle çıkar ilişkisi içinde olup olmadıklarını açıklamıyorlar.”  Oysa yapmaları gerek;  çünkü 2007’de Fransa’da çıkmış olan bir yasa bir ilaç hakkında yazılı ya da sözlü görüş bildiren doktorların çıkar ilişkilerini açıklamalarını zorunlu kılıyor.  Gene aynı yasa ilaç firmalarının doktorlara 30 avrodan daha değerli armağan hediye etmelerini yasaklıyor.  Ama yasa kimsenin umurunda değil.
İşin ilginç tarafı şu ki, Fransa Tabip Odası ya da tıp fakülteleri bu konuda hiçbir görüş getirmiyorlar.  Susmakla yetiniyorlar.  Ama Formindep derneği ve Prescrire dergisi kavgayı sürdürmeye kararlı.
Atila Alpöge /  Yararlanılan kaynak:  Pascale Kremer, Le Monde, 20.4.2013
ekogazete.wordpress.com dan alıntı