KANSER DE “YAŞAMA İSTEĞİ” BÜTÜN TEDAVİLERDEN DAHA ETKİLİDİR

                                                        

Modern çağın başlangıcına dek, tüm kültürlerde ve her dönemde, hastalara şifa vericiler tarafından uygulanan ritüeller, bir kıtadan diğerine, eski zamandan günümüze kadar inanılmaz benzerlikler gösterir. 


Eski zamanlardan beri, şifa öğretisinin merkezinde değişmez bir ilke bulunur,o da şudur; Hastanın tedavisi, onun yaşama gücünü yeniden canlandırmaya odaklıdır ve buda yaşama isteğine bağlıdır. İnsanlığın ilkel dönemlerinde bile uygulanan bu gelenek, yaşama arzusunu tehdit eden “iblis”lerden kurtarmaya yönelik metodlardır. Bunların çoğu mistik yada olağanüstü güçlere başvurmaya dayalıdır. Acı çeken-hasta kişinin ruhu bir bütün haline gelebilsin diye, çoğu kez ruhlardan yada atalarından yada totem v.b. tapınılanlardan araya girmeleri istenir.
İblis ve totemlere inanmasalarda , günümüzün kanserlileri üzerinde çalışan psikiyatrist ve psikologlar, hastanın yaşama isteğinin canlı tutmanın önemini artık anlamış durumdadırlar. 


Modern yaklaşımda ilk adım; bir şekilde ruhlarında halen var olan ve yaşam arzularını tüketen geçmişteki travmaları ortaya çıkarmak ve onları tedavi etmektir.
İkinci adım; hastaya içindeki huzur duygusunu ve sükunet halini benimseyip sürdürmeyi öğretmek, böylece stresi yok ederek iyileşme sürecini başlatmaktır. 


Kişi, hayatının artık yaşanmayacağı yada yaşamaya değmeyeceği duygusuna kapıldığında, bağışıklık sistemi silahlarını bırakıp,teslim olur. Buna karşılık yaşama isteğine yeniden kavuşmak, çoğu kez hastalığın gidişatında kesin bir dönüm noktasının habercisidir.
www.drmuratbas.com