FANUS ÇOCUKLAR VE ONLARI BEKLEYEN TEHLİKELER

                                                                     


Modern çağın en büyük sorunu çocuklarını aşırı korumacı yetiştiren anne babalar. Fanus içinde yetişen çocuklar, ayakkabılarını bağlayamıyor, konsantre sorunu yaşıyor. Üniversiteyi bitirince, master üstüne doktora yapıp hayata atılmak yerine ömür boyu okumayı tercih ediyor. 

7 yaşında bir çocuk. Ayakkabısını bağlamak istiyor çabalıyor ama anne hemen devreye giriyor. “Dur oğlum yardım edeyim” diyor. Anne çocuğun ayakkabısını bağlıyor. Bir süre sonra çocukta alışkanlık haline geliyor, “Anne ayakkabımı bağla!” Bir başka örnek; babası çocuğa gazete alması için para veriyor, çocuk istemese de evden çıkıyor gazete almaya gidiyor. Geri döndüğünde ise ya gazetenin eki içinde değil ya da paranın üstünü almamış. Günümüzün modern ve şehirli aileleri çocukların eğitimi için çok çaba harcıyor, tabii bu çaba aşırı korumacılıkla da ilgili. “Çocuğum hem iyi eğitim alsın hem de benim gözümün önünde bulunsun” kaygısı bu. Bu nedenle çocuklar iyi okuyorlar, hatta üniversite sonrası yüksek lisans hatta ikinci üniversite derken 30-35 yaşında bile hayata atılmamış oluyor, sorumluluktan kaçıyor hala aileleriyle yaşıyorlar... Kısacası yeni çağın çocukları adeta bir cam fanus içinde büyüyor. 

Aşırı korumacılık travma yaratıyor

Modern çağın en büyük sorununu aşırı korkan, sorunlar karşısında reaksiyon gösteren, gelecek korkusu olan anne babalar oluştururuyor. Savaşlar, aşırı rekabet ortamı, piyasaların krizler yaşaması insanların ruh dünyasına etki ediyor, bu da anne babaların çocuklarını aşırı koruma dürtüsü ile yetiştirmelerini, kaygılarıyla büyütmeyi ve o çocuklar da bu kollektif travma ile yaşayıp büyümesini sağlıyor. Kaygılı anne baba kaygılı çocuk büyütüyor. Bu kaygılı çocuklar da ileride kaygılı anne babalar olacak. Uzmanlar bu kısır döngünün kırılması için ailelerin çocuklarına yükledikleri geçmiş hikayelerini gözden geçirip, yeniden yazmaları gerektiğini söylüyor. 

Ergenlikte başlayan yetersizlik kaygısı yetişkinlikte kronikleşiyor

“Aşırı koruyuculuk çocuğun duygusal, sosyal, ruhsal ve fiziksel gelişimi üzerinde olumsuz izler bırakıyor. Bu izler, çocuğun yetişkin dönemde bazı zorluklar yaşamasına sebep oluyor. Aşırı koruyucu anne-baba ile büyüyen çocuklar bağımsız hareket edemiyor, inisiyatif almayı ve karar vermeyi öğrenemiyorlar. Ayrıca bağımlı bir kişilik yapısı geliştiriyorlar ve kendilerine olan güvenleri son derece düşük oluyor. Bütün bunlar çocukluk, ergenlik ya da erişkinlik dönemlerinde depresyon, kaygı bozukluğu, takıntı hastalığı gibi psikolojik sorun riskini artırıyor.” Psikolog Doç. Dr. Adnan Çoban fanus içinde büyüyen çocukları bu sözlerle anlatıyor.

Bir işin üstesinden gelmeye korkuyorlar

Çoban sözlerine söyle devam ediyor, “Koyuyup kolanan çocuklar aşırı müdahale edilen, sürekli ikaz edilen ‘onu yapamazsın, yaparsan böyle kötü olur’ gibi yaklaşımlarla sözde korunmaya çalışılan çocuklarda bir başaramama, üstesinden gelememe kaygısı söz konusu oluyor. Ve bu yetersizlik kaygısı çocukluk döneminde çok daha tehlikeli. Kişinin kendilik algısına sirayet ediyor. Yani çocuk bütün hayata bakışında problemler, sorumluluklar ve zorunlulukları karşısında kendini yetersiz hissediyor. Yetemeyecek altından kalkamayacak gibi düşünüyor. 

Tembelliğe çözüm bağımsızlık kavramı

Ergenlik çağındaki gençlerin “tembelliğine” çözüm olacak ve motivasyonlarını artıracak gücün “bağımsızlık” kavramı olduğu üzerinde duruluyor. Kendi bağımsızlıklarını elde eden gençlerin daha iyi birer yetişkin bireye dönüştüğü gözlemleniyor. Ancak bazen “bağımsızlık” kavramı, “istenilen her şeyi yapmak” ile karıştırılabiliyor.

Çocuklar sorumluluk altına girmek istemiyor

“Bağımsızlık”, kendi kararlarını kendi verme özgürlüğü ve verilen kararların sonuçlarıyla yaşayabilme anlamına geliyor. Ancak gençlerden önce ebeveynlerin çoğu da çocuklarının bu sorumluluğun altına girmesine izin vermiyor. Çıtayı çok yüksekte tutan aileler çocuklarının karnesindeki tek bir düşük notu görünce geleceklerinin sarsıntıda olduğunu düşünüyor. Ergenlik çağındaki çoğu genç, motivasyon eksikliğinin kendilerine sorumluluk verilmemesinden kaynaklandığını belirtiyor. Ebeveynler, çocuklarının başarısını engelleyebileceğini düşünen ve sorumluluk gerektiren her türlü şeyi ortadan kaldırarak çocuklarını korumaya çalışıyor.

Hayata atılamıyorlar eğitimi uzatıyorlar

Özellikle okuyamamış ebeveynlerin çocukları için en çok istedikleri şey çocuklarının üniversite eğitimi alıp meslek edinmeleri. Bu çeşit motivasyonlar nedeniyle her yıl 2 milyon genç sınavlara girmekte ve bu yarışın stresiyle karşılaşmaktadır. Eğitime yapılan yatırımın karşılığını alamamak yetersizlik duygusunu arttırabilir. Mezun olduktan sonra işsiz kalacağım kaygısı da çocukların hayata atılamamasını, eğitimlerini uzatmalarına neden olabilir.

Evlenmekten korkuyorlar

Bu ileriki süreçlerde işe girdiğinde atılma korkusu, başarısızlık korkusu, aileden uzak kaldığında yalnızlık korkusu, hayatın sorunlarıyla başa çıkamayacak gibi kaygılara ve algılara dönüşüyor. Evlilik korkusu başlıyor. Evlenince başarılı bir evlilik yürütemeyeceğim korkusu yaşıyor. Bu sorunlardan sorumluluklardan yükümlülüklerden kaçan bir hayat görüntüsü oluşturup bir takım şeylerle yetinmeye çalışan bir insan profiline neden oluyor. 

“Kayıp çocuklar” rekabete girmiyor

Üniversite öğrencilerinin; ebeveynleri, akıl hocaları ve terapistleri olmadığı zamanlarda kendilerini eve kapattığını görülüyor. Bazı insanlar bu gençleri tanımlamak adına onlara “kayıp çocuklar” diyor. “Kayıp çocuklar” dışarıdan akademik baskılara umursamıyor gibi gözükse de, aslında bu gençlerin çoğu başarısız olma korkusuyla onlara verilen emirler altında ezildiğini hissediyor ve bir rekabete girmekten kaçınıyor. 

İş hayatına hazır hissetmiyorlar

TNS Piar’ın “İşverenin Seçimi” araştırmasına göre Türkiye’nin en üniversitelerinin yeni mezunları, en çok eğitim aldıkları alanda çalışmak istese de rotayı, akademik kariyere çeviriyorlar. Gençlerin yaklaşık üçte biri, iş hayatına atılmaya hazır hissetmiyor. Gençlerin yüzde 27’si mezun olduktan sonra yüksek lisans yapmayı hedefliyor. Gençlerin yüzde 20’si mezuniyet sonrası istediği sektör ve şirkette iş bulacağına inanmıyor. Yüzde 62’si herhangi bir alanda çalışmaya başlayacağını düşünürken kararsız olanların oranı ise yüzde 18. 

%41: Türkiye nüfusunun yüzde 41,1’ini çocuklar ve gençler oluşturuyor.

%18,9: Ülkemizde her 4 işsizden biri yüksek öğretim mezunu. Genç işsizlik oranı 
ise %18,9. 

%27: gençlerin yüzde 27’si mezun olduktan sonra yüksek lisans yapmayı hedefliyor.

%83: Çocuklarına zarar gelecek diye kaygılanan ailerin oranı yüzde 83.

%28: Türk annelerin %28’i çocukların parkta oynamasına izin veriyor.

%38: Ailelerin %38’i çocuklarının sosyalleşmesini destekliyor.

%62: Türkiye’de gençlerin yüzde 62’si gelecekten umutsuz.

%34: Türk erkeklerinin yüzde 34’ü sorumluluk almayı sevmiyor. Yüzde 22’si bu yüzden evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı erteliyor.


Burak KARA

pazarvatan.gazetevatan.com   DAN ALINTI