KETOJENİK BESLENME HEM SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN, HEM DE HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

                                                                            

Ketosis çoklukla, varlığı açlığın ya da metobolizmada bir şeylerin ters gittiğinin işareti olarak görülerek, yanlış değerlendirilen bir kavram olagelmiştir. Oysa (eğer Tip 1 Diyabet hastası değilseniz) bu oldukça gerçeklerden uzak bir inanıştır. Tam tersine ve popüler efsanelerin zıttına, normal yağ metabolizmasının bir sonucu olan Ketonlar hücrelerimiz için temel ve vazgeçilmez bir iyileştirme enerjisi sağlarlar.

Vücudumuz ketonları, karbonhidratlardan (şeker/glükoz) gelen enerjiden çok daha sağlıklı, güvenli ve efektif bir şekilde enerji ihtiyacı için kullanır. Peki vücudumuz ketonları nasıl üretir ? Taş devri insanı gibi, karbonhidratsız ya da düşük karbonhidratlı (günde 60 gr ya da daha az karbonhidrat) bir beslenme sistemi uyguladığımızda keto-uyumlu hale geliriz.

İşin aslı, büyük ilaç firmalarının ortaya çıkıp tehlikeli  yan etkileri olan epilepsi  ilaçlarını piyasa sürdüğü dönemden önce bugün ketojenik  olarak bilinen beslenme düzeni epilepsi tedavisinde kullanılan bir numaralı yöntemdi. Onlarca yıl sonra ketojenik beslenmenin isminin yeniden gündeme gelmesi, 20 aylık epilepsi hastası olan ve şiddetli krizler geçiren bir bebeğin babası sayesinde oldu. Çocuğun babası, kendisine daha önce hiç bir nöroloğun bahsetmediği  ketojenik  beslenmeyle ilgili bilgilere bir kütüphanede oğlunun rahatsızlığıyla ilgili araştırtma yaparken rastladı. Ve yalnızca 4 günlük bir ketojenik beslenmenin ardından çocuğun krizleri, bir daha ortaya çıkmamak üzere sona erdi. Charlie Vakfı çocuğun ismine ve yaşadığı iyileşme sürecine ithafen kuruldu. Bugün ise artık sağladığı faydaların kulaktan kulağa yayılması sebebiyle ketojenik beslenme tüm Dünyada daha fazla bilinen ve uygulanan bir sistemdir.

Ketojenik beslenme yalnızca sağlıklı bir yaşam biçimi sürdürme amacıyla değil, bir çok hastalığın tedavisinde de kullanılmaktadır : infantil spazm ( bebeklik çağında görülen bir epilepsi  türü), epilepsi, otizm, beyin tümörleri, Alzheimer, ALS (Lou Gehrig hastalığı), depresyon, felç, kafa travması, Parkinson hastalığı, migren, uyku bozuklukları, şizofreni, anksiete, DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), öfke kontrolsüzlüğü, Polikistik over (yumurtalık) sendromu, İrritabl barsak sendromu,  Reflü,  obezite,  kalp ve damar hastalıkları, akne, Tip-2 diyabet,  Çarpıntı, solunum yetmezliği ve neredeyse tüm nörolojik hastalıklar, kanser ve ayrıca oksijen kaybı sonrası dokuların iyileşmesi gereken durumlar.

Beyin, kalp ve böbrekler dahil olmak üzere organ ve dokularımız enerji kaynağı olarak ketonları  kullandıklarında çok daha iyi çalışırlar. Kalp de beyin de kan şekeri yerine ketonları enerji kaynağı olarak kullandıklarında %25 daha efektif çalışırlar.

Vücut için en ideal yakıt olan ketonlar, glikoz gibi hasar verici, daha az dengeli  ve yaşam süresini kısaltıcı değildirler. Ketonlar glikoz gibi glikasyon/şekerlenme özelliği göstermezler, bir başka deyişle karamelize olup , vücut üzerinde yaşlandırıcı etki  yaratmazlar.
Ayrıca sağlıklı bir ketosis hali kanserli hücrelerin beslenemeyip, aç kalmasına sebep olur, çünkü kanser hücreleri gelişmek için yalnızca glikoz kullanabilir, ketonları yakıt olarak değerlendiremezler.

Hücrenin enerji üretim fabrikası  olan mitokondri ketojenik beslenme sisteminde  enerji seviyelerini daha dengeli, efektif, daha uzun zamana yayılmış bir yakım süreci ile yükseltebilir.
Ketojenik beslenme epigenetik değişimleri  indükleyerek mitokondrinin enerji çıkışını artırır, zararlı serbest radikallerin üretimini  düşürür ayrıca beyin için önemli bir nörotransmitter olan GABA’nın üretilmesini destekler.

Mitokondri enerji kaynağı olarak yağları kullandığında, toksik yükleri azalır, enerji üretici genlerin verimliliği ve enerji çıkışı artar.

Bu mucizevi iyileştirici etkinin sebepleri yağ metabolizmasında ve buna bağlı olarak ketonların karaciğerde  , mitokondri bünyesinde kimyasalların hücre içerisinde bırakıldığı ama hücre dışında güçlü antienflamatuar anti-oksidanların stimüle edildiği bir mekanizma çerçevesinde üretilmelerinde yatmaktadır.  Mitokondrinin durumu sağlık durumumuz için en temel anahtarlardan biridir.

Günümüzün modern dünyasında başlıca enerji kaynağı şekerdir (karbonhidrat)  ve şekerin bir enerji girdisi olarak hücrenin enerji santrali olan mitokondriye aktarılmasından önce hücre sıvısında işlem görmesi gerekmektedir. Yağ bazlı enerji kaynakları için ise böyle bir işlem söz konusu değildir ve enerji üretimi için doğrudan mitokondride işlem görürler. Dolayısıyla şekerden enerji üretmek yağlara göre çok daha karmaşık ve zordur.

beslenmebulteni.com dan alıntı