çocuk sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocukların "sıkılma hakkı": Yaratıcılığın gizli anahtarı mı?

Bugün çocukların her anı dolu dolu planlanıyor. Ama uzmanlar uyarıyor; sıkılmak, çocukların yaratıcılığını geliştiren en önemli fırsatlardan biri olabilir. Peki, onları sürekli meşgul etmek mi doğru, yoksa zaman zaman canlarının sıkılmasına izin vermek mi? Tarihteki en büyük buluşlardan bazıları, boş zamanlarda ortaya çıktı. Isaac Newton, yer çekimi yasasını bahçede elma ağacı altında düşünürken geliştirdi. Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini bir hamamda keşfetti. Albert Einstein ise en önemli fikirlerini, uzun yürüyüşler sırasında şekillendirdi. Bugün ise çocuklar, okuldan sanata, spordan teknolojiye kadar kesintisiz bir etkinlik maratonunda büyüyor. Her dakikaları dolu dolu planlanıyor. Aileler, onların her anını doldurmanın en iyi yöntem olduğuna inanıyor. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, bu yaklaşımın düşündüğümüz kadar faydalı olmadığını gösteriyor. Örneğin, UNICEF’in 2023 Çocukların Ruh Sağlığı raporuna göre, sürekli bir programa maruz kalan çocuklarda stres, içe kapanma ve özgüven sorunları daha sık görülüyor. ScienceDaily’de yayımlanan bir araştırma ise, sıkılmanın çocukların yaratıcı düşünme becerilerini artırdığını gösteriyor. Peki, çocuklara sıkılma hakkı tanımak neden bu kadar değerli? Bu soruları Psikolog Seda Akçakaya ile konuştuk. Sıkılmak: İçsel dünyayı harekete geçiren doğal bir süreç Sıkılmak, çocuğun iç dünyasını keşfetmesi için bir fırsat sunuyor. Psikolog Seda Akçakaya, sıkılmanın üretken bir sürecin başlangıcı olduğunu vurguluyor. "Çocukların sıkılma hakkı, çağdaş gelişim psikolojisinde giderek daha fazla önem kazanan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sıkılmak, çocuğun iç dünyasıyla baş başa kalmasına ve içsel kaynaklarını kullanarak yeni şeyler üretmesine olanak sağlar. Sürekli planlanmış etkinliklerle meşgul edilen çocuklar, dışsal uyaranlara bağımlı hale gelir. Bu durum, hayal kurma, içsel motivasyonla hareket etme ve spontane oyun kurma gibi yaratıcı süreçleri köreltebilir." Boş zamanlar, yeni fikirlerin doğduğu alanlardır Boş zamanlar, çocuğun içsel süreçlerini harekete geçiriyor; yeni oyunlar, yeni hikayeler, yeni çözümler doğuruyor. Bu süreci Akçakaya şöyle anlatıyor: "Sıkılma anı, çocuğun dışsal yönlendirmelerin çekildiği, içsel süreçlerin aktive olduğu bir boşluk alanı yaratır. Bu boşluk, yaratıcı düşünce, geleceği planlama ve alternatif senaryolar üretme gibi işlevlerin gelişmesine olanak sağlamaktadır. Çocuk sıkıldığında, dışsal uyaranlar olmadan kendi içsel kaynaklarını kullanmaya başlar; mesela yeni bir oyun icat eder, objelere farklı anlamlar yükler ya da daha önce düşünmediği bir çözüm yolu geliştirir." Her anı planlanan çocuklar, belirsizlikle baş etmekte zorlanıyor Çocukların her dakikasını doldurmak, onların belirsizliğe tahammül edebilme becerilerini de zayıflatabiliyor. Akçakaya, “Yaratıcılığın temelinde ise, belirsizliği tolere edebilmek yatıyor” diyor. "Yaratıcılık, belirsizlik içinde yön bulma yeteneğidir. Her anı planlanmış bir çocuğun belirsizlikle karşılaşma ve onu yapılandırma fırsatı azalır. Kendi başına düşünme ve oyun geliştirme, çocuğun bağımsızlık, dikkat süresi ve içsel motivasyon geliştirmesi için kritik önemdedir. Sürekli yapılandırılmış etkinliklere maruz kalan çocuklarda bu beceriler zayıflayabilir." Seda Akçakaya ebeveynlerin ve eğitimcilerin boş zamanı yalnızca “boşluk” olarak değil, yaratıcı bir fırsat olarak görmesi gerektiği vurguluyor. "Öncelikle, boş zamana olan bakış açısının değişmesi gerekir. Boş zaman, doldurulması gereken değil, yaratılması gereken bir alandır. Ebeveynler ve eğitimciler, çocuklara serbest zamanlar tanıyarak, onların kendi oyunlarını kurmalarına olanak sağlayabilir. Açık uçlu oyuncaklar (lego, taşlar, kumaşlar), doğa ile temas, dijital uyaranlardan uzak alanlar yaratmak bu süreci destekler." “Kendi kararlarını veremeyen çocuklar, gelecekte özgüven sorunu yaşayabilir” Sürekli yönlendirilen bir çocuk, ileride bağımsız karar vermekte ve risk almakta güçlük çekebiliyor. Özgüvenin gelişimi ise, küçük yaşlardan itibaren verilen özgür seçim şanslarıyla başlıyor. "Sürekli yönlendirilen bir çocuk, karar almanın getirdiği risk ve sorumlulukla yüzleşemez. Bu durum, ileride karar alma süreçlerinde pasiflik, kaygı, başkalarının onayına bağımlılık gibi sorunlara yol açabilir. Özgüven, kişinin kendi seçimleri sonucunda edindiği deneyimlerle gelişir." Kaynak:www.trthaber.com/haber/cocuk/cocuklarin-sikilma-hakki

FANUS ÇOCUKLAR VE ONLARI BEKLEYEN TEHLİKELER

                                                                     


Modern çağın en büyük sorunu çocuklarını aşırı korumacı yetiştiren anne babalar. Fanus içinde yetişen çocuklar, ayakkabılarını bağlayamıyor, konsantre sorunu yaşıyor. Üniversiteyi bitirince, master üstüne doktora yapıp hayata atılmak yerine ömür boyu okumayı tercih ediyor. 

7 yaşında bir çocuk. Ayakkabısını bağlamak istiyor çabalıyor ama anne hemen devreye giriyor. “Dur oğlum yardım edeyim” diyor. Anne çocuğun ayakkabısını bağlıyor. Bir süre sonra çocukta alışkanlık haline geliyor, “Anne ayakkabımı bağla!” Bir başka örnek; babası çocuğa gazete alması için para veriyor, çocuk istemese de evden çıkıyor gazete almaya gidiyor. Geri döndüğünde ise ya gazetenin eki içinde değil ya da paranın üstünü almamış. Günümüzün modern ve şehirli aileleri çocukların eğitimi için çok çaba harcıyor, tabii bu çaba aşırı korumacılıkla da ilgili. “Çocuğum hem iyi eğitim alsın hem de benim gözümün önünde bulunsun” kaygısı bu. Bu nedenle çocuklar iyi okuyorlar, hatta üniversite sonrası yüksek lisans hatta ikinci üniversite derken 30-35 yaşında bile hayata atılmamış oluyor, sorumluluktan kaçıyor hala aileleriyle yaşıyorlar... Kısacası yeni çağın çocukları adeta bir cam fanus içinde büyüyor. 

Aşırı korumacılık travma yaratıyor

Modern çağın en büyük sorununu aşırı korkan, sorunlar karşısında reaksiyon gösteren, gelecek korkusu olan anne babalar oluştururuyor. Savaşlar, aşırı rekabet ortamı, piyasaların krizler yaşaması insanların ruh dünyasına etki ediyor, bu da anne babaların çocuklarını aşırı koruma dürtüsü ile yetiştirmelerini, kaygılarıyla büyütmeyi ve o çocuklar da bu kollektif travma ile yaşayıp büyümesini sağlıyor. Kaygılı anne baba kaygılı çocuk büyütüyor. Bu kaygılı çocuklar da ileride kaygılı anne babalar olacak. Uzmanlar bu kısır döngünün kırılması için ailelerin çocuklarına yükledikleri geçmiş hikayelerini gözden geçirip, yeniden yazmaları gerektiğini söylüyor. 

Ergenlikte başlayan yetersizlik kaygısı yetişkinlikte kronikleşiyor

“Aşırı koruyuculuk çocuğun duygusal, sosyal, ruhsal ve fiziksel gelişimi üzerinde olumsuz izler bırakıyor. Bu izler, çocuğun yetişkin dönemde bazı zorluklar yaşamasına sebep oluyor. Aşırı koruyucu anne-baba ile büyüyen çocuklar bağımsız hareket edemiyor, inisiyatif almayı ve karar vermeyi öğrenemiyorlar. Ayrıca bağımlı bir kişilik yapısı geliştiriyorlar ve kendilerine olan güvenleri son derece düşük oluyor. Bütün bunlar çocukluk, ergenlik ya da erişkinlik dönemlerinde depresyon, kaygı bozukluğu, takıntı hastalığı gibi psikolojik sorun riskini artırıyor.” Psikolog Doç. Dr. Adnan Çoban fanus içinde büyüyen çocukları bu sözlerle anlatıyor.

Bir işin üstesinden gelmeye korkuyorlar

Çoban sözlerine söyle devam ediyor, “Koyuyup kolanan çocuklar aşırı müdahale edilen, sürekli ikaz edilen ‘onu yapamazsın, yaparsan böyle kötü olur’ gibi yaklaşımlarla sözde korunmaya çalışılan çocuklarda bir başaramama, üstesinden gelememe kaygısı söz konusu oluyor. Ve bu yetersizlik kaygısı çocukluk döneminde çok daha tehlikeli. Kişinin kendilik algısına sirayet ediyor. Yani çocuk bütün hayata bakışında problemler, sorumluluklar ve zorunlulukları karşısında kendini yetersiz hissediyor. Yetemeyecek altından kalkamayacak gibi düşünüyor. 

Tembelliğe çözüm bağımsızlık kavramı

Ergenlik çağındaki gençlerin “tembelliğine” çözüm olacak ve motivasyonlarını artıracak gücün “bağımsızlık” kavramı olduğu üzerinde duruluyor. Kendi bağımsızlıklarını elde eden gençlerin daha iyi birer yetişkin bireye dönüştüğü gözlemleniyor. Ancak bazen “bağımsızlık” kavramı, “istenilen her şeyi yapmak” ile karıştırılabiliyor.

Çocuklar sorumluluk altına girmek istemiyor

“Bağımsızlık”, kendi kararlarını kendi verme özgürlüğü ve verilen kararların sonuçlarıyla yaşayabilme anlamına geliyor. Ancak gençlerden önce ebeveynlerin çoğu da çocuklarının bu sorumluluğun altına girmesine izin vermiyor. Çıtayı çok yüksekte tutan aileler çocuklarının karnesindeki tek bir düşük notu görünce geleceklerinin sarsıntıda olduğunu düşünüyor. Ergenlik çağındaki çoğu genç, motivasyon eksikliğinin kendilerine sorumluluk verilmemesinden kaynaklandığını belirtiyor. Ebeveynler, çocuklarının başarısını engelleyebileceğini düşünen ve sorumluluk gerektiren her türlü şeyi ortadan kaldırarak çocuklarını korumaya çalışıyor.

Hayata atılamıyorlar eğitimi uzatıyorlar

Özellikle okuyamamış ebeveynlerin çocukları için en çok istedikleri şey çocuklarının üniversite eğitimi alıp meslek edinmeleri. Bu çeşit motivasyonlar nedeniyle her yıl 2 milyon genç sınavlara girmekte ve bu yarışın stresiyle karşılaşmaktadır. Eğitime yapılan yatırımın karşılığını alamamak yetersizlik duygusunu arttırabilir. Mezun olduktan sonra işsiz kalacağım kaygısı da çocukların hayata atılamamasını, eğitimlerini uzatmalarına neden olabilir.

Evlenmekten korkuyorlar

Bu ileriki süreçlerde işe girdiğinde atılma korkusu, başarısızlık korkusu, aileden uzak kaldığında yalnızlık korkusu, hayatın sorunlarıyla başa çıkamayacak gibi kaygılara ve algılara dönüşüyor. Evlilik korkusu başlıyor. Evlenince başarılı bir evlilik yürütemeyeceğim korkusu yaşıyor. Bu sorunlardan sorumluluklardan yükümlülüklerden kaçan bir hayat görüntüsü oluşturup bir takım şeylerle yetinmeye çalışan bir insan profiline neden oluyor. 

“Kayıp çocuklar” rekabete girmiyor

Üniversite öğrencilerinin; ebeveynleri, akıl hocaları ve terapistleri olmadığı zamanlarda kendilerini eve kapattığını görülüyor. Bazı insanlar bu gençleri tanımlamak adına onlara “kayıp çocuklar” diyor. “Kayıp çocuklar” dışarıdan akademik baskılara umursamıyor gibi gözükse de, aslında bu gençlerin çoğu başarısız olma korkusuyla onlara verilen emirler altında ezildiğini hissediyor ve bir rekabete girmekten kaçınıyor. 

İş hayatına hazır hissetmiyorlar

TNS Piar’ın “İşverenin Seçimi” araştırmasına göre Türkiye’nin en üniversitelerinin yeni mezunları, en çok eğitim aldıkları alanda çalışmak istese de rotayı, akademik kariyere çeviriyorlar. Gençlerin yaklaşık üçte biri, iş hayatına atılmaya hazır hissetmiyor. Gençlerin yüzde 27’si mezun olduktan sonra yüksek lisans yapmayı hedefliyor. Gençlerin yüzde 20’si mezuniyet sonrası istediği sektör ve şirkette iş bulacağına inanmıyor. Yüzde 62’si herhangi bir alanda çalışmaya başlayacağını düşünürken kararsız olanların oranı ise yüzde 18. 

%41: Türkiye nüfusunun yüzde 41,1’ini çocuklar ve gençler oluşturuyor.

%18,9: Ülkemizde her 4 işsizden biri yüksek öğretim mezunu. Genç işsizlik oranı 
ise %18,9. 

%27: gençlerin yüzde 27’si mezun olduktan sonra yüksek lisans yapmayı hedefliyor.

%83: Çocuklarına zarar gelecek diye kaygılanan ailerin oranı yüzde 83.

%28: Türk annelerin %28’i çocukların parkta oynamasına izin veriyor.

%38: Ailelerin %38’i çocuklarının sosyalleşmesini destekliyor.

%62: Türkiye’de gençlerin yüzde 62’si gelecekten umutsuz.

%34: Türk erkeklerinin yüzde 34’ü sorumluluk almayı sevmiyor. Yüzde 22’si bu yüzden evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı erteliyor.


Burak KARA

pazarvatan.gazetevatan.com   DAN ALINTI

DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN ANNE BABAYA TAVSİYELER

                                                

Çocuğunuzda DEHB varsa, anne baba olarak belirtilerin azalması için bazı adımlar atabilirsiniz. Günlük meseleleri çözmesinde çocuğunuza yardımcı olabilir, fazla enerjisini boşaltması için düzenlemeler yapabilir, onu uğraş ve aktivitelere yönlendirebilirsiniz. Unutmayın; sorunları ne kadar erken yaşta fark edip önlem alırsak, çocuğunuz DEHB'ye bağlı olarak uzun vadede o kadar az sorun yaşayacaktır.
Anne babaların DEHB'li bir çocukla uğraşırken dikkat etmesi gerekenleri özetle şöyle sıralayabiliriz:
  • Çocuğunuza yardım ederken ve edebilmek için kendi sağlığınıza dikkat edin.
  • İyi yapılandırmış bir ortam hazırlayın.
  • Beklentileri ve kuralları net olarak belirleyin.
  • Çocuğunuzun yeterince hareket etmesini ve uyumasını sağlayın.
  • Doğru beslenmesine yardımcı olun.
  • Çocuğunuzun arkadaş ilişkilerine yardımcı olun.
Özellikle çalışan anne babalar için hiperaktif bir çocukla uğraşmak fiziksel ve ruhsal olarak tüketici olabilir. Her an çocuğunuzun başına bir iş açmış olabileceğini düşünmek, sürekli gergin olmanıza yol açabilir. Çocuğunuza karşı olması gerekenden daha sert tepki vermemek için kendi ruh halinizin huzurlu ve rahat olmasına dikkat etmelisiniz. Siz kendi sağlığınıza dikkat ederek ve sakin tepkiler vererek çocuğunuzun da sakinleşmesine yardımcı olacaksınız.
Hem çocuğunuza iyi örnek olmak için hem de bu sorunla baş edebilecek enerjinizi kaybetmemek için sağlıklı yaşayın.
Doğru beslenin, egzersiz yapın, stresi azaltacak yollar bulun. DEHB'li bir çocuk yetiştirirken en önemli konulardan birisi de gerektiğinde sizin de yardım almanızdır. Bütün işleri kendi başınıza yapmak zorunda değilsiniz. Eğer bulunduğunuz yerde destek grupları varsa katılın, çocuğunuzun doktoruyla, öğretmeniyle iş birliği içinde olun, yorgun hissettiğinizde nefes almak için çocuk bakımı konusunda akrabalarınızdan ya da arkadaşlarınızdan destek alın ve destek aldığınız için suçluluk hissetmeyin. Çocuğunuza destek olabilmeniz için sizin de sağlıklı ve güçlü olmanız gerektiğini unutmayın.

saglikveyasam.com dan alıntı

ÇOCUKLARDA PARMAK EMMEK AÇLIK BELİRTİSİ DEĞİL!

                                                                               


Çocuklarda 3 - 4 yaşlarına kadar normal kabul edilen parmak emme davranışı her zaman masum bir alışkanlık olmayabilir.


Anne babalar dikkat! 4 yaşından sonra çocuğun parmağını emmeye devam etmesi ya da parmak emmeyi sonradan bir alışkanlık haline getirmesi kendisini sevgisiz ve güvensiz hissetmesinin işareti olabilir. Medical Park Fatih Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatih Aydın, çocuklarda sık rastlanılan parmak emme alışkanlığı ile ilgili şu bilgileri verdi:
 
 
• Parmak emme, çocuklarda herhangi bir pisko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye neredeyse bebeklerin tümünde rastlamak mümkün. Bunun en önemli nedeni yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenmiş olmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır.
 
Parmak Emme Açlık Belirtisi Değil
 
• Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler. Oysa yüzde 70'lere varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranıştır. 1 yaş çocuklarının neredeyse yarısı parmaklarını emerler. Dokuzuncu aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması, bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler.
  
İlgisizlik Parmak Emme Nedeni
 
• Çocuklarda parmak emme davranışı 3-4 yaşlarına kadar sürebilen normal bir durumdur. Bebeklerin hemen hemen tümünde görülmektedir. Bebekler diş çıkarma dönemlerinde damağın kaşınmasından dolayı parmak emmeye başlayabilirler. Bu davranış genellikle çocuklar uykuya dalarken, açken, yalnız kalınca, korkunca ortaya çıkmaktadır. Ancak bu yaş aralığından sonra çocuk parmak emmeye devam ediyorsa ya da sonradan alışkanlık haline getirdiyse altında psikolojik nedenler aranmalıdır. Anne baba çok kontrolcü ve baskıcı bir tutum gösteriyorsa, kendine güvenini kazanamayan çocuk, parmak emme davranışı gösterebilir. Çocuklar anne babanın ilgisini çekmek amacıyla (örneğin, yeni kardeşi doğmuşsa) parmak emme davranışı gösterebilir. Çocuklar, anne babasının kendisiyle yeterince ilgilenmediğini düşündüğü zaman, anne babasının yeniden ilgisini çekebilmek için daha küçük bir çocuk gibi davranabilir. Çocuklar psikolojik sorunlar ve gerginlikler yaşadıkları zaman sıkıntılarını parmak emerek yansıtabilirler. Aile içinde problemler yaşanması (örneğin, anne babanın boşanması) çocukta bu davranışa sebep olabilir.
 
Diş Yapısını Bozuyor
 
• Parmak emme alışkanlığı genellikle açlıktan kaynaklanmadığı için beslenme problemlerine neden olmaz. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını gösteriyor. Ancak davranışın bu yaşlardan sonra devam etmesi süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Parmak emme henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açabiliyor. Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki duruşuna bağlıdır. Süt dişlerinde oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asıl dişleri genellikle etkilememektedir.
 
Baskı yapmayın!
 
• Parmak emme davranışını çocuk genelde kendi kendine bırakır, anne babalar telaşa kapılmamalıdır. Çocuğun bu davranışı üzerinde durulmamalıdır. Bunun yerine çocuğun ilgisi başka yöne çekilmelidir. Bu davranış kesinlikle baskıyla önlenmeye çalışılmamalıdır. Baskı yapıldığında, tik, tırnak yeme, alt ıslatma gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Zorlamak, elini bağlamak, eline vurmak, eline acı sürmek gibi davranışlardan da kaçınılmalıdır. Eğer parmak emme davranışı uzun sürdüyse ve buna ek belirtiler de eşlik ediyorsa bir çocuk psikiyatristinden yardım alınmalıdır.
 saglikplatformu.com dan alıntı

HER BEBEĞE VİTAMİN VERİLMEZ!

                                                  

Vitaminlerin, eksiklik varsa verilmesi gerektiğini söyleyen Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı, konu hakkında ailelere önemli bilgiler verdi.
Günümüzün anne-babaları çocuklarına vitamin vermeyi görev bilmeye başladılar. Bilimsel araştırmalar sağlıklı, enerjik çocukların ihtiyacı olmadığı halde vitamin ve mineral kullandığını ortaya koymaktadır. Halbuki dışardan vitamin ancak eksiklik varsa verilmelidir.
Vitamin ihtiyacı olan bebekler
• Beklenen ağırlığın altında olan,
• Yetersiz ve dengesiz beslenen,
• Kronik hastalığı olan çocukların vitamine ihtiyacı vardır.
Hangi mineral ne işe yarar, hangi yiyeceklerde bulunur?
Demir: Hızlı büyüme sırasında kan ve kas yapımında demir temel taştır. Demir eksikliğinde çocuklar huzursuzluk, depresyon, enfeksiyon yatkınlığı gösterir. Büluğ çağında demir eksikliği daha belirgin görülür. Adet görmeye başlayan genç kızlarda erkek çocuklara göre demir gereksinimi daha fazladır. En iyi kaynaklar hindi, sığır eti, karaciğer, ıspanak, fasulye ve eriktir.
Kalsiyum: Sağlıklı kemik gelişmesi için gereklidir. Çocukluk çağında eksik alınan kalsiyum, kemiklerin ileriki yaşlarda sağlam olmamasına neden olur. Süt, yoğurt, peynir, sardalya en iyi kalsiyum kaynaklarındandır. Kalsiyum, brokoli ve ıspanakta da bulunur.
Hangi vitamin ne işe yarar, hangi yiyeceklerde bulunur?
Vitamin A: Normal büyümeyi sağlar. Sağlıklı cilde sahip olmamıza yardımcıdır. Doku tamiri yapar. Süt, karaciğer ve sarı sebzelerde bulunur.
Vitamin B: Kırmızı kan hücrelerinin oluşumunu sağlar. Metabolik aktivitelere yardımcı olur. Et, balık, tavuk, süt, yumurta ve tahıllarda bulunur.
Vitamin C: Bağ dokusunu, kasları ve cildi kuvvetlendirir. Kemik gelişimine ve yara iyileşmesine yardımcıdır. Enfeksiyona direnci sağlar. Narenciye, çilek, ıspanak, brokoli ve brüksel lahanasında bulunur.
Vitamin D: Kemik oluşumunu sağlar. Kalsiyum emilimini ve bağışıklık sistemini düzenler. Eksikliğinde astım hastalığının ağırlaştığı ve atakların arttığı saptanmıştır. Balık yağı ve yumurta sarısında bulunur.

OTİSTİK ÇOCUKLARA SICAK SU TEDAVİSİ

                                                                      

New York'taki Albert Einstein Tıp Fakültesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırmada, otistikçocukların yarım saat süreyle sıcak suyun altında oturmasının rahatlattığı anlaşıldı.

Bilim adamları 10 otistik çocuktan, banyoda bir süre sıcak veya ılık su altında oturmasını, ebeveynlerden ve doktorlardan ise çocukların davranışlarını izlemesini istedi. 39 derece suyun altında yarım saat oturan çocukların daha sosyal hale geldiği, aynı hareketi tekrarlamaya daha az meyilli olduğu görüldü. Ancak 37-36 derece suyun aynı etkiyi göstermediği belirtildi. Bilim adamları, sıcak suyun, bağışıklık sistemine ilişkin bazı genleri etkiliyor ve otizmin belirtilerini hafifletiyor olabileceğini açıkladı.

'PARAZİTLER' SAKİNLEŞTİRİYOR

Araştırmanın ikinci aşamasında ise bilim adamları, 6 hafta boyunca iki haftada bir, 10 otistik yetişkine, insanlarda hastalığa yol açmayan bir tür parazitin binlerce yumurtasını yutturdu. Yumurtaları yutan katılımcıların yeni deneyimlere daha açık olduğu ve bazı katı rutinlere daha az odaklandığı anlaşıldı. Bilim adamları, Crohn hastalığının (kronik ve iltihabi bir bağırsak hastalığı) tedavisinde de uygulanan bu yöntem sayesinde, parazitlerin aşırı aktif bağışıklık sisteminin "sakinleşmesine" yardımcı olan bazı kimyasalların salgılanmasını tetikliyor olabileceğini belirtti. Araştırmanın sonuçları, otizmin daha iyi anlaşılmasına ışık tutuyor.

OBEZ ÇOCUKLARDA KARACİĞER HARABİYETİ DAHA FAZLA


                                                 


Obezitenin tehlikeli olduğu biliniyordu. Ancak şimdi bambaşka bir zararı daha ortaya çıktı. 4 bin çocuk üzerinde yapılan taramada, 100 çocukta obeziteden dolayı karaciğerlerinde hasar tespit edildi.
Pediatrik Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Akçam, obezitenin karaciğer üzerindeki olumsuz etkilerinin tespiti ve buna göre ilaç tedavi sistemi ile ilgili bir çalışma başlattıklarını ifade etti.
Obezitenin "çağın vebası" olduğunu ve gittikçe yaygınlaştığını anlatan Akçam, obezitenin oluşturduğu olumsuzlukları ortaya çıkarmak ve ardından çözüm bulmak amacıyla bir yıl önce bir tarama başlattıklarını söyledi.
4 bin obezite çocuğu taramadan geçirdiklerini ve bunlardan 100'ünde obeziteden dolayı karaciğerlerinde hasar tespit ettiklerini vurgulayan Akçam, şunları söyledi:
"Obezite kalp damar hastalıklarının yanı sıra karaciğerde de büyük risk oluşturuyor. Biz bunu ortaya koymak ve net bilgilere ulaşmak için tarama çalışması başlattık. Rahatsızlığa karşı ilaç ve tedavi sistemi geliştirmeye yönelik çalışma yapıyoruz. Önce hasar tespiti yaparak, ardından ilaç ve diyetle tedavi sürecini sürdürüyoruz."
Çalışmaya ilişkin raporu iki ay sonra açıklayacaklarına işaret eden Akçam, obezite rahatsızlığının en fazla gelişmekte olan ülkelerde görüldüğünü ve bu sorunun gittikçe büyüyerek, geniş kitlelere yayıldığını kaydetti.
Bir çok ülkenin obezite konusunda önlemler aldığına da dikkati çeken Akçam, "Biz de bir an önce harekete geçmeliyiz" dedi.

BEBEKLERE 1 YAŞINDAN ÖNCE TUZ YASAK!


                                          
Bebeklerin ilk 4-6 aylarına kadar sadece anne sütüyle beslenmeleri, ardından da mutlaka ek besinlere başlamaları öneriliyor. Ancak ek besinlere 4. aydan önce kesinlikle başlanmaması gerekiyor. Bunun nedeni ise bebeklerin mide-bağırsak sistemi ve böbrek fonksiyonları yeteri kadar olgunlaşmadığı için bu dönemde ek besinleri almaya hazır olmamaları. İnek sütü ve buğday unu gibi ek besinlere erken başlamanın en büyük riski ise bebekte besin alerjisine yol açabilmesi! Bunun aksine ek besinlere geç başlandığında ise yetersiz enerji ve protein alımına bağlı enfeksiyon riskinin artması, demir eksikliğine bağlı anemi, katı besinleri ve çiğnemeyi öğrenememe ile yetersiz vitamin – mineral alımına bağlı büyüme- gelişme geriliği gibi pek çok ciddi tablo ortaya çıkabiliyor. International Hospital’den Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, bebeklere ek besin verirken son derece dikkatli olunması gerektiğini belirterek, “Çünkü basit gibi görülen hatalar ileri yaşlarda ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Örneğin bebeklere 1 yaşından önce verilen tuz damarlarda birikerek erken yaşta hipertansiyon hastası olmalarına yol açabiliyor. ” uyarısında bulunuyor!
TUZLU BESİNLER DAMARLARA ZARAR VERİYOR!
Bebeklerin beslenmelerinde yapılan en sık hatalardan biri, tuzlu besinler yedirmek oluyor. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de bebeklerin yüzde 60’ının 1 yaşından önce evde yetişkinler için yapılan salçalı, tuzlu ve baharatlı yemekleri yediğini gösteriyor. Oysa bebeklere 1 yaşına gelinceye dek tuzlu hiçbir besini tattırmamak gerekiyor. Çünkü bebeklik dönemi aşırı sodyum, dolayısıyla tuz tüketimine bağlı ileri yaşlarda oluşacak tansiyon hastalığı yönünden hassas ve belirleyici bir dönem. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada, doğumdan itibaren 15 yaşına kadar kan basınçları izlenen bebeklerin, ilk 1 yaşta diyetlerinde yüksek oranda tuz bulunanların, düşük tuz içerenlere göre kan basınçları daha yüksek bulundu. Çünkü bebeklik döneminde aşırı tuz, yani sodyum tüketimi kan basıncını yükselterek aort ve koroner damarlarda erken dönemde damarsal değişikliklere ve dolayısıyla kalp –damar ile böbrek hastalıklarına zemin hazırlıyor. Bunun sonucunda da bebeğin yetişkinlik dönemine geldiğinde daha erken yaşta, hatta çocukluk çağında bile tansiyon hastası olmasına yol açabiliyor!
YARIM ÇAY KAŞIĞINDAN AZ ALMALI!
1 yaşından küçük bebeklerin günde 1000mg, yani yarım çay kaşığından da az tuz almaları gerekiyor. Bu konuda Amerikan Pediatri Akademisi, Amerikan Kalp vakfı gibi önemli sağlık otoritelerinin önerdikleri günlük tuz alımı 1-3 yaş arası çocuklarda 1500mg dan az ve 4-8 yaş aralığında da 1900mg altında olması yönünde.
BİR YAŞINDAN ÖNCE YASAK OLAN BESİNLER!
International Hospital’den Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, 1 yaş öncesinde bebeklere verilmesi yasak olan besinleri şöyle sıralıyor:
 -BAL:Kabızlık, emme ve yutma güçlüğü, solunum durması, kas zayıflığı gibi belirtilerle ortaya çıkan ve ölüme neden olabilen Botulizm hastalığına yol açabiliyor. Bu hastalığa Clostridium Botulinum adında, toprak, toz ve balda üreyebilen bir bakteri neden oluyor. Balı yiyen bebeğin bağırsaklarında toksin üreterek zehirlenme tablosuna yol açıyor. 1 yaşından sonra az miktarlarda verebilirsiniz. Bal içeren hazır mamaların üretiminde kullanılan bal ise bu tehlikeyi ortadan kaldıracak şekilde yüksek derecelerde ısıtıldığı için bu riski taşımıyor.
-YUMURTA AKI: Alerjiye neden olabiliyor. 
-İNEK SÜTÜ: Alerji, kabızlık ve demir eksikliğine yol açabiliyor 
-KAKAO, ÇİKOLATA VE ÇİLEK: Alerjik reaksiyon oluşturabiliyor,  
-ŞARKÜTERİ ÜRÜNLERİ: Aşırı tuz ve nitrat içerdikleri için kalp damar ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor. 
-KURUYEMİŞ GİBİ SERT TANELİ BESİNLER: Nefes borusuna kaçma riski var.
BESİNLERİ MUTLAKA HAFİF PÜTÜRLÜ YEDİRİN
Beslenme alışkanlığında yapılan bir başka hata da, bebek 1 yaşına gelmesine rağmen besinleri blenderden geçirerek muhallebi kıvamında yedirmek oluyor. Bunun sonucunda da bebek ileride pütürlü yemekleri kabul etmiyor; yemek seçen, problemli bir çocuk haline geliyor. Örneğin çiğneme fonksiyonunu gerektirdiği için et yemeyi reddediyor. Bunun sonucunda da beslenme yetersizliğine bağlı kansızlık veya büyüme-gelişme gerilikleri ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle özellikle 8. aya kadar besinleri püre kıvamında, ancak hafif pütürlü yedirin, böylelikle bebeğiniz çiğnemeye alışır. Bu aydan itibaren besinleri daha iri pütürlü de yedirebilirsiniz. Kendi kendine beslenmesini öğrenebilmesi için de 9. aydan itibaren bebeğinizin eline ekmek veya bisküvi parçası verin. Özellikle 1 yaşından sonra da sizinle sofraya oturup, aynı besinleri yemesini sağlayın.
EK BESİNLERİ TEK TEK VERİN VE MİKTARI YAVAŞ YAVAŞ ARTIRIN!
International Hospital’den Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, 1 yaş öncesinde bebeklere verilmesi yasak olan besinleri şöyle sıralıyor:
 
-MİKTARINI YAVAŞ YAVAŞ ARTIRIN: Bir besini ilk kez yedirecekseniz az miktarda verin ve miktarını yavaş yavaş artırın. Örneğin armut püresi yedirecekseniz ilk önce 2 çay kaşığı ile başlayın, eğer ciltte döküntü ya da kızarıklık gibi sorunlar gelişmezse veya sindirim sisteminde problem ortaya çıkmazsa bu miktarı 4-5 kaşığa kadar çıkarabilirsiniz. 
-TEK BİR BESİN YEDİRİN: Aynı anda birkaç ek besin verirseniz, alerjik bir reaksiyon oluştuğunda buna hangi besinin yol açtığını belirlemeniz güçleşir. Bu nedenle 1 hafta boyunca sadece tek bir besin yedirin, 2. hafta başka bir besine başlayın. Böylelikle bebeğinizin yedirdiğiniz besine alerjisi olup olmadığını daha kolay anlayabilirsiniz.
 -BESİNİ REDDEDİYORSA ISRAR ETMEYİN: Bebeğiniz verdiğiniz ek besini reddediyorsa, ısrar etmeyin. Çünkü bu besini tümüyle reddetmesine yol açabilirsiniz. Başka bir ek besine geçin ve 1-2 gün sonra tekrar yedirmeyi deneyin. 
-SEBZE VE MEYVELER TAZE OLSUN: Besin içerikleri zengin olmadığı için 1 yaşından önce dondurulmuş sebze ve meyve ile konserve besinler yedirmeyin. Aksi halde vitamin ve mineral eksikliğine bağlı kansızlık ile büyüme geriliği oluşabilir. Bebeğinizin yeterli vitamin ve mineral alabilmesi için taze sebze ve meyve yedirmeye özen gösterin.
-YOĞURDU EVDE KENDİNİZ MAYALAYIN: Dışarıda satılan yoğurtlar raf ömrünün uzaması için katkı maddesi içerebiliyor. Evde yapılmış yoğurtlar ise hem daha sağlıklı, hem de bebeklerin gelişiminde önemli bir rol oynayan probiyotikler de içeriyor. Bu nedenle bebeğiniz en azından 1 yaşına gelinceye dek yoğurdunuzu evde kendiniz mayalayın.

Acibadem.com.tr/guncelsaglik alıntı

BEBEĞİNİZE YAKIN UYUMANIN FAYDALARI

                                                     

Yeni doğanlardan bazıları ilk aylarında kolaylıkla uykuya dalıp uzun saatler aralıksız uyurken diğerleri sık sık uyanıp kucağa alınmaya, pış pış lanmaya ihtiyaç duyar. Bebeğinize yakın uyursanız onun daha uzun uyumasına yardımcı olabilirsiniz.

1-Daha iyi uykuya dalar ve uyurlar... Geceler bebeğiniz için korkutucu olabilir, bebeğinizi yatağınızda ya da yatağınızın hemen kenarında bir beşikte uyutursanız daha huzurlu olacaktır. Annesinden ayrılma endişesi hissetmeyen bebeğiniz uykuya daha rahat dalabilecek ve kaliteli, uzun uyku uyuyabilecektir.

2-Aranızdaki bağ güçlenecektir... Gece anne ile bebeğin yakın uyuması aralarındaki bağı daha da güçlendirecektir. Bebeğine yakın uyuyan anne onu duyamamaktan endişe etmeyeceği için daha huzurlu uyuyacaktır. Bebeği kıpırdanıp uyanmaya başlayacağı zaman onunla konuşup onu sakinleştirerek tekrar uykuya dönmesine yardımcı olabilir. Ayrıca anne ve baba kendi yatağında birlikte uyurken bebeğin de yanların da uyuması her iki ebeveyn ile de bağının güçlenmesinde etkili olacaktır.

3-Emzirmek daha kolay olacaktır... Bebeğiniz acıkarak uyanmaya başladığında onu ağlatmadan emzirmeniz mümkün olacaktır. Yatak emzirmek için rahat ve kolay olacak, sizin de uykunuz çok açılmayacaktır. Öteki taraftan açlıktan ağlayan bir bebeğin sesiyle uyanmak sizi daha çok telaşlandıracak ve bebeğinizi de daha fazla uyaracaktır. Yerinizden kalkıp odasına gidene kadar uykunuz açılacak ve döndüğünüzde uykuya dönmeniz zaman alabilecektir.

4-İlerde sağlıklı uyku düzenine sahip olacaktır... Bebeğinize yakın uyumak ve ona her an ihtiyacı olduğunda yakınınında olduğunuzu hissettirmeniz çok önemlidir. Bu sayede ilerleyen yıllarda da huzurlu ve sağlıklı bir uyku düzenine sahip olabilecektir.

5-Yoğun anneler için birebirdir... Günümüzün yoğun çalışan anneleri çocuklarına yakın uyuduklarında gün içinde çocuklarına yansıtamadıkları sevgilerini akşam yansıtma fırsatı bulabilir. Onların yakınında olarak daha çok dokunup sevebilir, her ihtiyaçları olduğunda burada olduklarını hissettirip güven verebilir.

bebek.tr.msn.com den alıntı

ALTINCI HASTALIK NEDİR?

                                                              

Altıncı hastalık genellikle 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülen , 3-4 gün Yüksek ateşle seyreden ve ateşin hemen ardından pembe pembe küçük döküntü dediğimiz lekeler oluşturan , Virüslerin sebep olduğu bir hastalıktır.

Etkeni Herpes virüs tip 6 denilen bir virüstür. Çocukluk çağında yüksek ateşle seyreden ve genellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanılmasına neden olan bir hastalıktır.Hastalığın geçirildiği sırada ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar sürekli çıkıp inmesi aileleri oldukça tedirgin eder ve paniğe kapılmalarına neden olur.


Hekimler yönünden de bakıldığında ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi vermemesinden dolayı ve nedeni belli olmayan bir ateş görüntüsü vermesi dolayısı ile hekimleri de çok huzursuz eder ve çoğu hekim de 3-4 gün sonra döküntüleri gördüğünde Ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin bir nefes alıp oh be der.......!
6.Hastalık ingilizcede Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizim gibi “sixth disease” de denilir.

Çocuklarda hangi yaş gurubunda görülür? Mevsimlerin etkisi varmıdır.? Bu dönem geçtikten sonra yakalanma ihtimali yok mudur?

Altıncı hastalık çocukluk çağında sıklıkla 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür,Görülme sıklığına bakılıdığında özellikle ilkbahar ve sonbaharda daha sık olarak görüldüğü tespit edilmiştir.
Hastalık pek tabii ki farklı mevsimlerde de görülebilir. Ancak bebek ve çocukların bir hastalığıdır .Geçirildikten sonra hayat boyu bağışılık bırakır ve bir daha geçirilmez...

Aşısı yok mudur?
Altıncı hastalık için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur.

Ne gibi belirtiler verir?
Altıncı hastalıkta döküntüler görülünceye kadar en önemli belirti Yüksek ateştir. Bunun yanında huzursuzluk olabilir.onun dışında belirgin bir belirti olmaz. Çocuk 39 -39.5 derece ateş içerisinde eller ayaklar hafif morarmış ve titrer şekilde genelde acil servise müracacat eder bir kısmında ateşe bağlı kasılmalar ve havale geçirme şikayetleri ile acil olarak hastahaneye müracacat edildiği görülür.Çok ağır geçirenlerde bazen baş ağrısı ,bulantı kusma dalgınlık kendinden geçme sayıklama uykuya eğilim uyanamama gibi bir durum görülebilir...Eğer çocuk yeterince sıvı alamazsa cildinde kuruluk gözlerinde hafif çökme halsızlik olabilir...Döküntüler görüldüğünde pembe gövdeye yayılan döküntüler önemlidir...


Döküntü diğer hastalıklardan nasıl ayırt edilir?
3-4 gün kadar belirli bir hastalık nedeni olmadan sadece huzursuzluk ve yüksek ateşle seyreden ve çocuk doktoru tarafından muayene edildiğinde herhangi bir hastalık odağı bulunamayan bir viral enfeksiyondur.. 3-4 gün süren bir ateşli dönemden sonra döküntülerin olması.ve hızla aniden ateşin düşüp kaybolması karekteristiktir..Bu çok önemli bir belirtidir Zira diğer hastalıklarda örneğin kızamık ta genelde döküntü ile birlikte ateş başlar...


Ayrıca diğer çocukluk çağı hastalıklarında döküntü boyun ve yüzden başlarken 6 hastalıkta döküntüler gövdeden başlar ve daha sonra kollara yayılır.....


Döküntüler tip olarak da diğer hastalıklardan farklıdır , görülür görülmez kısa bir süre içerisnde 2-3 saat gibi hemen solmaya başlarlar 2- 3 günde de kaybolurlar geriye de bir iz bırakmazlar....
Döküntüler pembe renkli maküler dediğimiz küçük mercimek kadar yada makülopapüler dediğimiz hafif ortası kabarık beneklerdir ve döküntülere parmağımızı bastırıp çektiğimizde solarlar.Tüm bunların yanında pembe renkli döküntüler başladığında veya hemen öncesi göz kapaklarında da hafif bir şişme olur. Bu da önemli bir belirtidir...



Diş çıkarma ile karışmaması için neye dikkat etmek gerekir?

Diş çıkarma döneminde çocuklar çok kolay enfeksiyonlar aldıklarından dolayı hafif üst solunum yolu enfeksiyonları ,hafif ishaller çok sık görülür..Nedeni ise damaklarının kaşınmasından dolayı ellerini ve diğer bütün cisimleri sürekli ağızlarına koymalarıdır.Ayrıca uykusuzluk ve huzursuzluk ,iştahsızlık bu dönemde bebeklerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır.Nedeni ne olursa olsun bebeğin genel durumunu bozan hastalıklar.38.5 ve üzerindeki ateşli hastalıklarda bütün bebeklerin mutlaka çocuk uzmanı tarafından kontrol edilmeleri gerekir.Büyük çocuklarda çok yüksek ateş yoksa genel durumu da iyiyse basit bir enfeksiyondur denilip parasetamol verilip takip edilebilir. 


6 hastalıkta genelde 39 ve üzerinde ciddi bir ateş ve huzursuzluk vardır.....! Ateşin çok yüksek seyretmesi ve çocuğun yaşamını sıkıntılı bir hale getirmesi nedeni ile diğer basit viral enfeksiyonlardan ayrılır....!

Nasıl bulaşır ? 

Hastalığı bir defa geçiren çocuğun bir daha geçirme ihtimali var mıdır?
Hastalık bir üst solunum yolu enfeksiyonu hastalığı olduğu için genelde hasta olan bebeğin yada çocuğun öksürük, hapşırık yoluyla ortama yaydığı damlacıklarla bulaşır.Bunları yayan çocuğun bulunduğu ortamda bulunan herkes bulaşabilir. Bulaşma solunum yoluyla olduğu için kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır.Ne olursa olsun hertürlü ateşli hastalığı olan çocukların diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmesi gereklidir.korunmada da genel hijyen kurallarına dikkat edilir. Eler iyi yıkanır, bebeğin temas ettiği herşey dezenfekte edilir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler sterilize”mikroplarından arındırma” edilmelidir.Genelde virüs alındıktan 10-17 gün “ortalama 9 gün” kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi sessiz dönem yada bizim kuluçka dönemi dediğimiz bir dönem geçirir.
Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez hayat boyu bağışıklanmış olur.

Hastalık kaç gün sürer? 

Tedavisiz bırakılırsa daha kötü sonuçları olabilir mi ? 
Hastalık genelde 1 hafta kadar sürer bunun 3-4 günü ateşli dönemdir geri kalan 2-3 günü de vücutta döküntülerin olduğu dönemdir.


Hastalığın özel bir tedavisi yoktur.. Yüksek ateşli bir hastalık olduğu ,döküntüler geç ortaya çıktığı ve Erken dönemde herhangi bir muayene belirtisi de vermediği için hem aileyi hemde çocuk hekimini huzursuz eden bir hastalıktır.


Çok sıkı takip edilmesi gerekir.Diğer hastalıklarla karışmaması için çok yüksek ateşli çocuklarda kan testleri kontrol edilebilir.Hatta hastalığı ağır geçirenlerde, dalgınlık, uyku hali, havale geçirme gibi hallerde istenirse Herpes virüs Tip 6 IgM serolojik olarak tespiti yapılıp tanı kesinleştirilebilir. 


İlaç olarak paresatamol verilip ateş kontrol altında tutulur. Ilık uygulama yapılabilir ve çocuğa bol sıvı verilir. Taze meyve suları, sulu çorbalar verilebilir.
Hastalığın kendisi çok kafaya takılmaması gereken bir hastalık olarak ifade edilir.Ancak ateşli dönemde bazı çocuklarda “ febril konvülziyon “ dediğimiz ateşli havaleye sebep olabilir ve bazen beyin tutulumu “ensefalite” neden olabilir. O nedenle her zaman hekim kontrolünde hastanın yakın takibi önerilir...

Tedavi olarak ne yapılmalıdır?
Hastalığın kendine özel bir tedavisi yoktur.Ancak ateşin düşürülmesi için Parasetamol, bol sıvı ve özel olarak bebeğin bakımı ve yakın takibi yapılmalıdır.


Her hastalıkta olduğu gibi beslenme ve bakım çok önemlidir.Çocuklar hasta olduklarında sıvı almak ,yemek yemek istemezler. Herşeyi red etme eğilimleri vardır..Ailelere bu durumlarda çok büyük sabır ve emek düşer.Sürekli derece ile ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakınen ilgilenip onları kandıra kandıra bol sıvı ile takviye etmeli taze meyve suyu kokteyilleri, sulu çorbalar hazırlamalı ve kaşık ellerinde kandıra kandıra bunları onlara oyunlar eşiliğinde sunmalıdırlar....!

6 hastalık geçiren bir hasta mutlaka hekime başvurmalımıdır ?
Altıncı hastalık teşhisini koymak kolay değildir. Aileler için yüksek ateş çok tedirgin edici bir durumdur.Ayrıca Ateşin nereden kaynaklandığı bulununcaya kadar, yada 6. hastalık geçirdiği kesinleşinceye kadar hastanın bir çocuk uzmanının takibinde kalması daha uygundur.
Hasta , bir çocuk uzmanının kontrolünde olmalı ve.aşağıda görülen durumlarada mutlaka yeniden çocuk doktoru aranmalıdır.

. Çocuğun ateşi düşmeden döküntüler başlamışsa,
. Ateşi düşen çocuk tekrar ateşlenirse,
. Çocuğa yeterli sıvı verilemiyor, yeterli beslenemiyorsa,
. Dalgınlık ,uykuya eğilim kolay uyandırılamama ,hayal görme, sayıklama görülürse,
. Ciddi baş ağrısı, ensesini kasma, fazla hareket ettirememe görülürse,
. Fazla sayıda tekrarlayan kusmalar olursa,
. Nefes alma güçlüğü,göğüs ağrısı, şiddetli öksürük varsa,
. Çocuk başlangıca göre daha kötü görünüyorsa.

KEPÇE KULAK DÜZELTİLEBİLİR Mİ?


                                                                         
Kulak estetiği ameliyatı halk arasında kepçe kulak olarak tabir edilen bozukluğu düzeltmeye yönelik bir ameliyattır. Kulak estetiği genellikle kepçe olan kulakları başa yaklaştırmak, eksik kıvrımları oluşturmak veya büyük olan kulakları küçültmek için yapılır. Kulak estetiğinin ideal yaşı, hem kıkırdak gelişiminin 6 yaşında tamamlandığı  için hem de arkadaşlarının kulak şekil problemi olan çocukla dalga geçerek psikolojisini bozmalarına engel olmak için 6 dır. Ancak 6 yaşından itibaren her yaşta yapılabilir.
Kulak estetiği ameliyatında genellikle çocuklarda genel, yetişkinlerde ise lokal anestezi uygulanmaktadır. Kulak estetiği ameliyatı ortalama 1,5 saat sürer. Kulak estetiğinde kesi kulak arkasından yapıldığı için görünürde bir iz kalmaz.Ameliyattan sonra hasta evine gidebilir. Hastanede kalmasına gerek yoktur. Doktorun çağırdığı periyotlarda mutlaka kontrole gelinmelidir.
Ameliyat esnasında takılan bandaj 2 gün kalmaktadır.Kontrole gelindiğinde takılan bandaj ise doktorun yönlendirmesiyle 3 ile 5 gün arasında takılmaktadır.
Kulak estetiği işlemi ile kulağınızdaki şekil bozukluğu ile beraber bu bozukluktan duyduğunuz rahatsızlıkla ortadan kalkacaktır. Kepçe kulak problemi olan bayan hastalar kulak estetiği ameliyatından sonra hiçbir çekinceleri olmadan rahatça saçlarını toplayabilecekler.

ÇOCUKLARI KIŞ HASTALIKLARINDAN NASIL KORUYALIM?


                                                             

Okul ve kreş çağındaki çocuklar, kalabalık ortamların etkisi ile yayılan soğuk algınlığı ve zatürre gibi hastalıklara yakalanma riski ile karşı karşıya kalıyor.
  



Kış hastalıkları en çok çocukları etkiliyor. Özellikle okul ve kreş çağındaki çocuklar, kalabalık ortamların etkisi ile yayılan soğuk algınlığı ve zatürre gibi hastalıklara yakalanma riski ile karşı karşıya kalıyor. Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Cem Öcal, çocuklarda sık görülen kış hastalıkları hakkında bilgi verdi ve ailelere önerilerde bulundu.

Hijyen Kurallarına Uymayan Çocuklar Hasta Oluyor
Kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülmektedir. Çocukların okul ve ya kreş gibi ortamlarda daha fazla zaman geçirmeye başlaması bu hastalığa zemin hazırlamaktadır. Çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının sık görülmesinin sebepleri arasında henüz bağışıklık kazanmamış olmaları ve hijyen kurallarına yeterince uyamamaları yer almaktadır.

Çocuklar Yılda 6-7 Kez Soğuk Algınlığına Yakalanıyor
Soğuk algınlığı genellikle virüsler tarafından oluşmaktadır. Toplumda en sık görülen akut enfeksiyon hastalığıdır. Okula giden bir çocuk yılda yaklaşık 6-7 kez soğuk algınlığı geçirmektedir. Bu hastalığın bulaşması; hasta çocuğun öksürme ve hapşırmasıyla direkt temas veya çocuğun salgılarına temas etmiş eşyalar yoluyla olmaktadır. Boğaz ağrısı, kaşıntısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde sulanma, öksürük ve hafif ateş belirtiler arasında yer alır. Genellikle 7-10 gün içerisinde iyileşme sağlanmaktadır. Antibiyotik kullanmanın hiçbir yararı yoktur. Burun tıkanıklığı için burun damlaları önerilmektedir. C vitamini, ekinezya, propolis, çinko gibi soğuk algınlığında sık kullanılan desteklerin hiçbirinin etkinliği kanıtlanmamıştır.

Orta Kulak İltihabı ve Bronşit Sık Görülüyor
Orta kulak iltihabı çocukluk döneminde en sık görülen hastalıklardan biridir.  2-3 yasına kadar çocukların çoğu en az bir kez orta kulak iltihabı geçirmektedir. Genellikle bu hastalığın öncesinde bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirilmektedir. Kulak ağrısı, ateş, huzursuzluk, iştahsızlık ve kusma orta kulak iltihabının belirtileri arasında yer almaktadır.
Özellikle 2-6 yaş çocuklarda sık görülen hastalıklardan bir diğeri de bronşiyolit; yani küçük hava yollarının iltihabıdır. Burun akıntısı, hafif ateş, iştahsızlık gibi bulgulardan kısa süre sonra; hızlı ve zorlu solunum, hırıltı, yoğun öksürük ve daha ciddi olanlarda inleme, göğüs kaslarında çökme görülebilir. Ateş olmayabilir. Tedavide yeterli oksijen sağlanması önemlidir. Çocuğun yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Bronş açıcı, iltihabı önleyici tedaviler hastaya göre uygulanabilir.

Grip Virüsü Çabuk Bulaşıyor
Her yıl dünya nüfusunun yüzde 20’si grip virüsüne yakalanmaktadır. Bir grip salgınında en yüksek atak hızı okul çocuklarında görülmektedir. Soğuk algınlığının aksine hızlı bir başlangıcı vardır. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik belirtileri görülmektedir. İshal ve kusma da görülebilmektedir. Grip virüsü çok yaygı görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Grip aşısı altı aydan büyük çocuklara uygulanabilmektedir. Bu aşının Eylül-Ekim aylarında uygulanması önerilmektedir; ancak Aralık ayı hatta sonrasında da uygulanabilir.

6 Aydan Küçük Çocuklarda Zatürreye Dikkat!
Zatürre, akciğer dokusunun iltihabıdır. Virüsler ya da bakteriler etken olabilir. Ateş, hızlı solunum, öksürük, halsizlik bazen de hırıltılı solunum ve solunum güçlüğü belirtiler arasında yer alır. Özellikle altı aydan küçük çocuklar hastanede yatırılarak takip edilir.

Solunum Yolu Enfeksiyonlarından Korumak İçin Öneriler
• Çocuklara hijyen kuralları öğretilmeli,
• Özellikle yemek öncesi ve tuvaletten sonra el yıkama alışkanlığı kazandırılmalı,
• Çocukların beslenmelerinin eksiksiz ve aşılarının tam olmasına dikkat edilmeli,
• Çocuklar sigara içilen ortamlarda bulundurulmamalıdır.