Erkeklerin beyni kadınlarınkinden daha hızlı küçülüyor!

Erkeklerde beyin küçülmesi daha yaygın Araştırmada erkeklerin beyninde daha fazla bölgede daha hızlı küçülme tespit edildi. Özellikle hafıza, duygular ve duyusal işlemeyle ilgili alanlar -örneğin hipokampus ve parahipokampal bölgeler- erkeklerde daha fazla etkileniyor. Kadınların beyinleri ise genel olarak daha fazla bölgede hacmini korudu. Ancak kadınlarda beyin sıvısının dolduğu boşluklar (ventriküller) hafif bir genişleme gösterdi. Alzheimer farkı beyin boyutuyla açıklanamıyor Ravndal, “Bulgularımız, erkeklerin beyninde daha fazla yapısal küçülme olduğunu gösteriyor. Bu da, normal beyin yaşlanmasının Alzheimer’daki cinsiyet farkını açıklamadığını ortaya koyuyor,” dedi. Kadınların hastalığa neredeyse iki kat daha fazla yakalanmasına rağmen, araştırmacılar bu farkın sadece beyin boyutundaki değişimlerle açıklanamayacağı sonucuna vardı. Ravndal, “Sonuçlar, yaşam süresi, tanı farklılıkları veya biyolojik faktörler gibi başka olası nedenlere işaret ediyor,” diye ekledi. Uzmanlara göre, kadınların erkeklerden daha uzun yaşaması Alzheimer ihtimalini artırıyor. Ayrıca menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki değişiklikler, beyin hücrelerinin yaşlanma sürecini etkileyebiliyor. Bazı bilim insanları ise kadınların hafıza sorunları yaşadıklarında doktora başvurma olasılıklarının daha yüksek olması nedeniyle daha sık teşhis konduğunu belirtiyor. Sadece sağlıklı katılımcılar üzerinde yapıldı Ravndal, araştırmanın yalnızca sağlıklı bireyler üzerinde yapıldığını, demans belirtileri gösteren kişilerin dahil edilmediğini vurguladı. Kaynak:euronews.com/saglik

Uzun COVID’e bağlı bilinç bulanıklığının biyolojik nedeni keşfedildi.

Yeni araştırmalar, bilim insanlarının uzun COVID-19'a bağlı bilinç bulanıklığı olarak tanımladığı durumun ilk biyolojik kanıtını sundu. Japon bilim insanları, uzun COVID-19’a bağlı “bilinç bulanıklığı”nın olası biyolojik nedenini ortaya çıkardı. Araştırma, bu durumun yalnızca kalıcı bir semptomdan ibaret olmadığını, beyinde ölçülebilir, moleküler bir bozuklukla ilişkili olduğunu gösteriyor.
Yokohama City Üniversitesi’nden Profesör Takuya Takahashi liderliğindeki ekip, uzun COVID-19 hastalarında öğrenme ve hafıza için kritik öneme sahip AMPA reseptörlerinin aktivitesinde belirgin bir artış tespit etti. Profesör Takahashi, “Yeni geliştirdiğimiz AMPA reseptör PET görüntüleme teknolojisiyle, uzun COVID-19’un acil bir tıbbi sorununa yeni bir bakış açısı ve yenilikçi çözümler sunmayı hedefliyoruz,” dedi. Uzun COVID-19 bilinç bulanıklığı nedir? Bilinç bulanıklığı — bilişsel bozukluk, zayıf hafıza ve yavaş düşünme gibi semptomları kapsayan genel bir terim — SARS-CoV-2 enfeksiyonunun (COVID-19) en yaygın ve en engelleyici etkilerinden biri olarak öne çıkıyor. Araştırmalar, uzun COVID-19 hastalarının yüzde 80’inden fazlasının bu durumdan etkilendiğini ve milyonlarca kişinin çalışma, öğrenme ya da günlük yaşamını sürdürmekte zorlandığını gösteriyor. Bilim insanları bugüne dek bu durumun nedenini açıklayan net biyolojik işaretler bulmakta güçlük çekti. Önceki beyin görüntüleme çalışmaları ince yapısal değişikliklere işaret etse de, bu “bulanıklık” halinden sorumlu olabilecek moleküler düzeydeki bozulmalar şimdiye kadar tanımlanamamıştı. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ - WHO) göre, COVID-19 geçiren her 100 kişiden yaklaşık altısı, hastalığın ardından COVID-19 sonrası sendromu geliştiriyor. Araştırma nasıl gerçekleştirildi? Japon araştırma ekibi, AMPA reseptörlerinin (AMPAR’lar) uzun COVID-19 bilinç bulanıklığında rol oynayabileceğini öne sürdü. Beyin hücreleri arasındaki iletişimin merkezinde yer alan bu reseptörler, daha önce depresyon, şizofreni ve demans gibi nörolojik ve psikiyatrik bozukluklarla ilişkilendirilmişti. Ekip, geliştirdikleri yeni bir teknik olan K-2 AMPAR PET görüntüleme yöntemini kullanarak, 30 uzun COVID-19 hastasının beynini taradı ve bulguları 80 sağlıklı gönüllünün verileriyle karşılaştırdı. Sonuçlar çarpıcıydı: uzun COVID-19 hastalarında reseptör yoğunluğu belirgin biçimde artmıştı. Dahası, AMPAR aktivitesi yükseldikçe bilişsel semptomların da kötüleştiği gözlemlendi. Araştırma, beyin iltihabının (enflamasyonun) da bu süreçte rol oynayabileceğini ortaya koydu. Yüksek enflamatuar belirteçler, aynı reseptör artışlarıyla bağlantılıydı ve beynin bağışıklık tepkisinin moleküler değişiklikleri tetiklediği düşünüldü. Profesör Takahashi, “Bulgularımız, uzun COVID-19 bilinç bulanıklığının meşru bir klinik durum olarak tanınması gerektiğini açıkça gösteriyor.Bu, sağlık sistemlerinin tanı ve tedavi geliştirme sürecini hızlandırabilir,” dedi. Çalışma henüz erken aşamalarda olsa da, araştırmacılar aşırı AMPAR aktivitesini azaltmaya yönelik tedavilerin gelecekte semptomları hafifletebileceğini belirtiyor. Kaynak:https://tr.euronews.com/saglik

Dijital bağımlılık halk sağlığı sorununa dönüşüyor !

Dijital bağımlılığa dikkat! Günde dört saatin üstü tehlikeli
Dijital 2025 Türkiye Raporu’na göre aktif internet kullanıcısı 77,3 milyon, sosyal medya kullanıcısı ise 60 milyona yaklaştı. Prof. Dr. Oğuz Kılınç, ekran başında dört saatten fazla vakit geçirmenin ruhsal ve fiziksel sağlık için tehlikeli olduğunu, düzenli molalar ve uyku öncesi ekranlardan uzak durmanın önemini vurguladı. Ekran bağımlılığının sadece ruhsal değil, fiziksel bir tehdit de olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kılınç, “Uykunun kalitesi düştüğünde, kalp ve damar sağlığı da olumsuz etkileniyor. Hareketsizlik; obeziteye, damar sertliğine ve hatta ölümcül akciğer pıhtılarına yol açabiliyor” dedi. Kaynak: Türkiye Gazetesi

Çocukların "sıkılma hakkı": Yaratıcılığın gizli anahtarı mı?

Bugün çocukların her anı dolu dolu planlanıyor. Ama uzmanlar uyarıyor; sıkılmak, çocukların yaratıcılığını geliştiren en önemli fırsatlardan biri olabilir. Peki, onları sürekli meşgul etmek mi doğru, yoksa zaman zaman canlarının sıkılmasına izin vermek mi? Tarihteki en büyük buluşlardan bazıları, boş zamanlarda ortaya çıktı. Isaac Newton, yer çekimi yasasını bahçede elma ağacı altında düşünürken geliştirdi. Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini bir hamamda keşfetti. Albert Einstein ise en önemli fikirlerini, uzun yürüyüşler sırasında şekillendirdi. Bugün ise çocuklar, okuldan sanata, spordan teknolojiye kadar kesintisiz bir etkinlik maratonunda büyüyor. Her dakikaları dolu dolu planlanıyor. Aileler, onların her anını doldurmanın en iyi yöntem olduğuna inanıyor. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, bu yaklaşımın düşündüğümüz kadar faydalı olmadığını gösteriyor. Örneğin, UNICEF’in 2023 Çocukların Ruh Sağlığı raporuna göre, sürekli bir programa maruz kalan çocuklarda stres, içe kapanma ve özgüven sorunları daha sık görülüyor. ScienceDaily’de yayımlanan bir araştırma ise, sıkılmanın çocukların yaratıcı düşünme becerilerini artırdığını gösteriyor. Peki, çocuklara sıkılma hakkı tanımak neden bu kadar değerli? Bu soruları Psikolog Seda Akçakaya ile konuştuk. Sıkılmak: İçsel dünyayı harekete geçiren doğal bir süreç Sıkılmak, çocuğun iç dünyasını keşfetmesi için bir fırsat sunuyor. Psikolog Seda Akçakaya, sıkılmanın üretken bir sürecin başlangıcı olduğunu vurguluyor. "Çocukların sıkılma hakkı, çağdaş gelişim psikolojisinde giderek daha fazla önem kazanan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sıkılmak, çocuğun iç dünyasıyla baş başa kalmasına ve içsel kaynaklarını kullanarak yeni şeyler üretmesine olanak sağlar. Sürekli planlanmış etkinliklerle meşgul edilen çocuklar, dışsal uyaranlara bağımlı hale gelir. Bu durum, hayal kurma, içsel motivasyonla hareket etme ve spontane oyun kurma gibi yaratıcı süreçleri köreltebilir." Boş zamanlar, yeni fikirlerin doğduğu alanlardır Boş zamanlar, çocuğun içsel süreçlerini harekete geçiriyor; yeni oyunlar, yeni hikayeler, yeni çözümler doğuruyor. Bu süreci Akçakaya şöyle anlatıyor: "Sıkılma anı, çocuğun dışsal yönlendirmelerin çekildiği, içsel süreçlerin aktive olduğu bir boşluk alanı yaratır. Bu boşluk, yaratıcı düşünce, geleceği planlama ve alternatif senaryolar üretme gibi işlevlerin gelişmesine olanak sağlamaktadır. Çocuk sıkıldığında, dışsal uyaranlar olmadan kendi içsel kaynaklarını kullanmaya başlar; mesela yeni bir oyun icat eder, objelere farklı anlamlar yükler ya da daha önce düşünmediği bir çözüm yolu geliştirir." Her anı planlanan çocuklar, belirsizlikle baş etmekte zorlanıyor Çocukların her dakikasını doldurmak, onların belirsizliğe tahammül edebilme becerilerini de zayıflatabiliyor. Akçakaya, “Yaratıcılığın temelinde ise, belirsizliği tolere edebilmek yatıyor” diyor. "Yaratıcılık, belirsizlik içinde yön bulma yeteneğidir. Her anı planlanmış bir çocuğun belirsizlikle karşılaşma ve onu yapılandırma fırsatı azalır. Kendi başına düşünme ve oyun geliştirme, çocuğun bağımsızlık, dikkat süresi ve içsel motivasyon geliştirmesi için kritik önemdedir. Sürekli yapılandırılmış etkinliklere maruz kalan çocuklarda bu beceriler zayıflayabilir." Seda Akçakaya ebeveynlerin ve eğitimcilerin boş zamanı yalnızca “boşluk” olarak değil, yaratıcı bir fırsat olarak görmesi gerektiği vurguluyor. "Öncelikle, boş zamana olan bakış açısının değişmesi gerekir. Boş zaman, doldurulması gereken değil, yaratılması gereken bir alandır. Ebeveynler ve eğitimciler, çocuklara serbest zamanlar tanıyarak, onların kendi oyunlarını kurmalarına olanak sağlayabilir. Açık uçlu oyuncaklar (lego, taşlar, kumaşlar), doğa ile temas, dijital uyaranlardan uzak alanlar yaratmak bu süreci destekler." “Kendi kararlarını veremeyen çocuklar, gelecekte özgüven sorunu yaşayabilir” Sürekli yönlendirilen bir çocuk, ileride bağımsız karar vermekte ve risk almakta güçlük çekebiliyor. Özgüvenin gelişimi ise, küçük yaşlardan itibaren verilen özgür seçim şanslarıyla başlıyor. "Sürekli yönlendirilen bir çocuk, karar almanın getirdiği risk ve sorumlulukla yüzleşemez. Bu durum, ileride karar alma süreçlerinde pasiflik, kaygı, başkalarının onayına bağımlılık gibi sorunlara yol açabilir. Özgüven, kişinin kendi seçimleri sonucunda edindiği deneyimlerle gelişir." Kaynak:www.trthaber.com/haber/cocuk/cocuklarin-sikilma-hakki

Gluten duyarlılığında asıl suçlu gluten değil

Günümüzün en önemli araştırma sorularından birisi glüten bilmecesidir. Glüten hassasiyetinin varlığı bilim dünyasında çokça tartışılırken dünyada glüten hassasiyetinden yakınan pek çok insan ve bu insanların ihtiyaçları için glüten free ürün pazarlayan bir sektör vardır. Glutenden kaçayım derken her biri aslında nişasta olan glütensiz ürünlere yönelmekte, bağırsak bakterilerini lifsiz bırakmaktadır. Tam buğday aslında bir prebiotik niteliğindedir. Bugün sağlıklı beslenme modeli olarak kabul edilen Akdeniz Diyetinin en önemli parçalarından birisi bu tahıllardır. Bu konuda bakış açımızı değiştiren çok önemli bir çalışma yayınlandı. Marta Olivares ve arkadaşları yaptıkları bir çalışmada fareleri bizim gibi yani glüten, yüksek yağ ve şeker ile beslediklerinde bağırsak florasında yer alan bakterilerin glüteni yeterince küçük parçalara ayıramadığını görmüşler. İyi sindirilememiş bu büyük peptid parçaları bağırsaktan kan dolaşımına geçerek vücutta bir yandan iltihabi reaksiyon oluştururken bir yandan vücut yağ dokusunun artışına neden olmuştur. Araştırmacılar aynı deneyi farenin beslenme biçimini değiştirmeden prebiotik ekleyerek tekrarlamışlar. Prebiotik bağırsaktaki glüteni parçalayan faydalı bakterilerin sayısını artırmış bu bakteriler glüteni en küçük parçalarına kadar parçalamış. Bu defa kana geçen küçük parçalar herhangi bir iltihaba neden olmamış ve yağlanma oluşturmamış. Çalışmada kullanılan prebiotik Arabinoxolon idi. Arabinoxolon nedir diye baktığımda şaşırdığımı söylemeliyim. Çünkü Arabinoxolon buğdayın kabuğunda yer alan bir maddedir. Yani glütenin parçalanmasının sırrı buğdayın kabuğunda yer almakta idi. İnsanoğlu buğdayı önce melezleyerek glüten oranını artırmış sonra rafinerize edip kabuğundan kurtularak kendisi için zehirli olabilecek bir madde üretmiştir. Kaynak: http://www.beslenmebulteni.com/