Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkeklerin beyni kadınlarınkinden daha hızlı küçülüyor!
Erkeklerde beyin küçülmesi daha yaygın
Araştırmada erkeklerin beyninde daha fazla bölgede daha hızlı küçülme tespit edildi. Özellikle hafıza, duygular ve duyusal işlemeyle ilgili alanlar -örneğin hipokampus ve parahipokampal bölgeler- erkeklerde daha fazla etkileniyor.
Kadınların beyinleri ise genel olarak daha fazla bölgede hacmini korudu. Ancak kadınlarda beyin sıvısının dolduğu boşluklar (ventriküller) hafif bir genişleme gösterdi.
Alzheimer farkı beyin boyutuyla açıklanamıyor
Ravndal, “Bulgularımız, erkeklerin beyninde daha fazla yapısal küçülme olduğunu gösteriyor. Bu da, normal beyin yaşlanmasının Alzheimer’daki cinsiyet farkını açıklamadığını ortaya koyuyor,” dedi.
Kadınların hastalığa neredeyse iki kat daha fazla yakalanmasına rağmen, araştırmacılar bu farkın sadece beyin boyutundaki değişimlerle açıklanamayacağı sonucuna vardı.
Ravndal, “Sonuçlar, yaşam süresi, tanı farklılıkları veya biyolojik faktörler gibi başka olası nedenlere işaret ediyor,” diye ekledi.
Uzmanlara göre, kadınların erkeklerden daha uzun yaşaması Alzheimer ihtimalini artırıyor. Ayrıca menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki değişiklikler, beyin hücrelerinin yaşlanma sürecini etkileyebiliyor. Bazı bilim insanları ise kadınların hafıza sorunları yaşadıklarında doktora başvurma olasılıklarının daha yüksek olması nedeniyle daha sık teşhis konduğunu belirtiyor.
Sadece sağlıklı katılımcılar üzerinde yapıldı
Ravndal, araştırmanın yalnızca sağlıklı bireyler üzerinde yapıldığını, demans belirtileri gösteren kişilerin dahil edilmediğini vurguladı.
Kaynak:euronews.com/saglik
ŞİŞMANLIK VE STRES DOĞURGANLIĞI ENGELLİYOR
Prof. Dr. Uncu, Antalya-Belek Turizm Merkezindeki bir otelde düzenlenen "6. Ulusal Üreme Endokrinolojisi ve İnfertilite Kongresinde" basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Türkiye'de evli çiftlerin yüzde 15'inde üreme problemi olduğunu belirten Uncu, bunun 3'te birinin sadece kadına ait nedenler, 3'te birinin sadece erkeğe ait nedenler, 3'te birinin de hem erkeğe hem kadına ait nedenler olduğunu söyledi.
Uncu, üreme sağlığı konusunda bilimin çok ilerlediğini, tedavi seçeneklerinin olağanüstü değiştiğini ve "Artık sizin çocuğunuz olamayacak" dedikleri çift sayısının yüzde 1'in bile altına düştüğünü ifade etti.
Doğurganlığı etkiyen faktörler
Doğurganlığı etkileyen faktörler hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Uncu, kadının doğurganlığını direkt olarak yumurtalık, yumurtalık kapasitesi, rahmin ve kanalların yapısının, erkeğin üremesini ise sperm parametrelerinin etkilediğini bildirdi.
Uncu, kadın ve erkeğin üreme sistemlerinin birbirinden farklı olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: "Erkeğin üreme sisteminde bir kök hücre var ve buradan devamlı sperm üretimi oluyor. Bu üretim hayat boyu sürüyor. Kadının yumurtalığında ise kök hücre yok. Kadın bir rezervle doğuyor. Kadın bu rezervi menopoza kadar tüketiyor. Kız bebeğin anne karnında 7 milyon yumurtası var, doğduğunda bu sayı 2 milyona kadar düşüyor. Yani kız çocuğu 5 milyon yumurtasını anne karnında tüketiyor. Doğduğunda var olan 2 milyon yumurta, 12 yaşına kadar 300 bine düşüyor. Ondan sonra da her gün 10-15 yumurta tüketerek menopoza kadar gidiyor."
Obezite ve strese dikkat
"Dünyada ve Türkiye'de kadınların yumurtalık kapasitesi azalıyor, özellikle ülkelerin endüstrileşmiş bölgelerinde sorun çok ciddi" diyen Uncu, bu anlamda Türkiye'de en kritik bölgelerin İstanbul, Gebze, Bursa, Kocaeli olduğuna dikkati çekti. Uncu, kadınların yumurtalık kapasitesinin azalmasının gebe kalmayı olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayarak, petrol ürünlerinde bulunan "dioksin" maddesinin de kadınların yumurtalıklarındaki gen hücrelerini ve erkeklerdeki spermi öldürdüğünü, ayrıca stres, obezite ve sigaranın da üremeyi olumsuz etkileyen faktörler olduğunu dile getirdi.
Yumurta dondurma
Kadın yumurtası, yumurtalık dokusu, embriyo ve spermin teknik olarak dondurulabildiğine değinen Uncu, Türkiye'de embriyo dondurmasının evli çiftlerin izniyle 5 yıla kadar, kadın yumurtasının da ancak sağlık sorunları sebebiyle (kanser tedavisi, erken menopoz veya düşük yumurta kapasitesi) dondurulabildiğini anlattı.
Çiftlerden biri öldüğünde veya boşanma olduğunda dondurulmuş embriyonun ilgili sağlık müdürlüğüne haber verilerek mevzuat gereği imha edilmesi gerektiğini ifade eden Gürkan Uncu, "Şu anda bununla ilgili Türkiye'de çok fazla dava açılmış durumda. Çünkü taraflardan biri (ben çocuğumun imha edilmesini istemiyorum) diyebiliyor" diye konuştu.
"Üremeyle kariyeri dengelemek lazım"
Uncu, kadınlarda en ideal gebelik yaşının ise 25-28 yaş aralığı olduğunu bildirerek, şöyle devam etti: "Bebeğin en kolay oluştuğu ve en az sorunla devam ettiği yaş aralığı 25-28. 32'den sonra düşmeye başlıyor. 35'te bir düşme daha yaşanıyor, 37'de dramatik düşüyor, 40'ından sonra da yumurtalar bozulmaya başlıyor. Bu nedenle ideal gebelik yaşının kaçırılmaması lazım, 35'ten sonraya bebeği bırakmayın. Kadının psikolojisi düşünüldüğünde bazen negatif etkileyebilir ama fizyolojisini düşünürseniz doğum kadın için ciddi bir yenilenmedir. O nedenle kadınlara önerim üremeyle kariyeri dengelemeleridir. Hem kariyer yapın hem çocuk yapın, çocuk planınızı ertelemeyin."
Üç çocuğa destek
Giderek yaşlanan nüfus dikkate alındığında Türkiye'nin üremeye ihtiyacı olduğunun altını çizen Uncu, 3 çocuğu net olarak desteklediklerini söyledi.
Tıp alanında en fazla kadın doğum doktorlarının dava edildiğini ve açılan davalar nedeniyle doktor adaylarının kadın hastalıkları ve doğum bölümünü seçmek istemediğini anlatan Uncu, "Benim mezun olduğum dönemlerde en yüksek uzmanlık alanlarından biri kadın doğumdu. Şimdi asistan bulamıyoruz, 'Kadın doğuma gelin' diye yalvarıyoruz. Öğrencilerimiz gelmek istemiyorlar çünkü açılan davalardan korkuyorlar" diye konuştu.
Tüp bebek merkezlerinde sıra var
Torba yasa ile SGK kapsamında tüp bebek denemesinin 2'den 3'e çıkarılmasının tüp bebek merkezlerine talebi artırdığını kaydeden Uncu, tüp bebek merkezlerinin talepleri karşılamakta zorlandığını ve başvuruda bulunanlara bir yıl sonrasına gün verdiğini belirtti.
Prof. Dr. Gürkan Uncu, ilgili mevzuata göre, Türkiye'de yeni tüp bebek merkezi açılmasına izin verilmediğini, sadece hastane bünyesinde tüp bebek merkezi açılabildiğini dile getirerek, bundan dolayı tüp bebek merkezlerinin tıpkı taksi plakaları gibi yüksek hava paralarıyla devredildiğini sözlerine ekledi.
MENAPOZDA NEDEN FİTNESS GEREKLİDİR?
Menopoz kadın hayatında çok önemli bir geçiş evresidir. Bunu kendinize iyi bakmak için bir hatırlatıcı olarak kullanın. Bu fitness ipuçlarını menopoz için dikkat alarak başlayın.
Menopoz süresince neden fitness ile uğraşmak gerekir?
Yıllarca inançla egzersiz yaptıysanız veya aktif olamadıysanız, menopoz süresince ve sonrasında yapılan fiziksel aktiviteler birçok yararı beraberinde getirir. Örneğin, düzenli olarak yapılan fiziksel aktiviteler:
- Kilo almayı engeller. Kadınlar menopoz sürecinde kas ağırlıklarını kaybederek göbek yağı alırlar. Bu hafif artışa rağmen fiziksel aktivite kilo almayı engellemeye yardımcı olur.
- Meme kanseri riskini azaltır. Menopoz süresince veya sonrasında yapılan fiziksel aktiviteler aşırı kiloları vermeye yardımcı olabilir veya sağlıklı kilonuzu korumaya yardımcı olur, bu da meme kanserinden korunmayı sağlamaktadır.
- Kemiklerinizi güçlendirir. Fiziksel aktiviteler menopoz sonrasında kemik erimesini yavaşlatır, bu da kemik kırılmalarını ve osteoporoz riskini düşürülmesi anlamına gelmektedir.
- Diğer hastalıkların risklerini azaltır. Menopozda alına kilolar sağlığınız için çok ciddi sonuçlara neden olabilmektedir. Aşırı kilo kalp hastalıkları ve tip 2 diyabet risklerini arttırmaktadır. Düzenli yapılan fiziksel aktiviteler ise bu riskleri dengelemektedir.
- Ruh halinizi güçlendirir. Fiziksel aktiviteler hayatınızın herhangi bir dönemindeki psikolojik sağlığınızı güçlendirmektedir.
Fiziksel aktiviteler menopoz işaretlerini ve belirtilerini nasıl etkiler ?
Fiziksel aktivite sıcak basması ve uyku bozuklukları gibi menopoz semptomlarını azaltan kanıtlanmış bir yol değildir. Ancak bazı kadınlar için, menopoz sürecinde veya sonrasında yapılan düzenli fiziksel aktiviteler stresi azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı gözlemlenmektedir.
saglikveyasam.com dan alıntı
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ DOĞURGANLIĞI ETKİLİYOR!
Kırsal bölgede yaşayan ve çiftçilikle uğraşan Polonyalı kadınları incelediler ve…
Kadınlarda doğurganlığın, bağışıklık durumuyla bağlantılı olabileceği belirlendi. ABD’deki Illinois Üniversitesi’nden Kathryn Clancy ve ekibinin araştırmasına, kırsal bölgede yaşayan ve çiftçilikle uğraşan Polonyalı kadınlar katıldı.
Fiziksel faaliyetlerin zirvede olduğu hasat mevsiminde katılımcılardan tükürük ve idrar örnekleri alındı. Araştırmacılar, tükürük sayesinde hormon seviyesini, idrar örnekleriyle de iltihap olup olmadığını gösteren C-reaktif proteininin (CRP) düzeyini değerlendirdi.
Bilim insanları , fiziksel faaliyetlerin mevcut enerji kaynaklarını sınırlandırdığını belirterek, daha önceki araştırmaların yumurtalığın baskılanmasının en çok hasat mevsiminde olduğunu gösterdiğini açıkladı.
CRP’nin bağışıklığın etkinliği ya da psikososyal stres hakkında bilgi verebileceğini belirten Clancy, söz konusu protein seviyesinin yüksek olduğu kadınlarda gebelikte rol oynayan progesteron hormonunun düştüğünü gördü.
Enerji kaynaklarının dikkatli bölünmesi gerektiğine işaret eden Clancy, vücudun önceliğinin kendini koruma olduğunu ve bunun hayatta kalma ve bağışıklığın etkinliğini kapsadığını söyledi.
Clancy, kalan enerjinin ise doğurganlık için kullanıldığını vurgulayarak, korunmak ve üremek için ayrılan kaynak arasında denge bulunduğuna, çevresel stres yapıcıların mevcut kaynakları azaltabileceğine dikkati çekti.
“American Journal of Human Biology” dergisinde yayımlanan araştırmada Clancy, sonuçların kadınların bedenlerini daha iyi anlamasına yardımcı olabileceğini de belirtti.
“American Journal of Human Biology” dergisinde yayımlanan araştırmada Clancy, sonuçların kadınların bedenlerini daha iyi anlamasına yardımcı olabileceğini de belirtti.
Daha önce yapılan bir araştırma, erkeklerin doğurganlığının da bağışıklık sisteminden etkilendiğini ortaya koymuştu.
KADINLAR NEDEN DAHA UZUN YAŞAR?
Tüm dünyada -istisnasız- kadınlar erkeklerden daha uzun yaşamaktadır. Kadınların lehine olan bu farklılık Hindistan'da l yıl, Çin'de 4 yıl, ABD'de 7 yıl, Türkiye'de 6–8 yıl, Rusya'da 12 yıldır, işte muhtemel açıklamalar!
• Kadınlar sağlıklarına daha düşkünler ve sağlık sorunlarına karşı daha duyarlılar. Doktorlarına daha sık ve daha erken başvururlar, sağlık kontrollerini daha düzenli yaptırırlar. Önerilere de dikkatle uyarlar.
• Daha az sigara, alkol, kahve ve bağımlılık yapan maddeler kullanırlar. / işyeri ve çevresel kirlenmelere yol açan toksinlerle daha az temas ederler.
• Trafik kazaları, işyeri kazaları, intihar ve cinayet gibi beklenmedik sebeplerle ölümler kadınlarda daha düşüktür.
• Daha iyi ve daha dengeli beslenirler.
• Aile ilişkilerine yüksek düzeyde bağlılık ve önemseme, aileye ve topluma aidiyette duygusal samimiyet, dostluk, arkadaşlık, komşuluk duygusu gibi iyilik hali veren ruhsal yapılanmalar kadınlarda daha yüksektir. Dinî duygular ve düşsel bağlar daha gelişmiş seviyededir.
• Çokeşlilik eğilimi ve heteroseksüel ilişkiler kadınlarda daha az, seksüel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma oranı daha düşüktür.
• Kolesterol yüksekliği ve damar sertliği sorunu erkeklere oranla daha azdır. Kalp-damar hastalıklarının sıklığı daha düşüktür.
Sonuç olarak kadınlar sağlıklı yaşamın bedensel ve ruhsal kurallarına daha uyumludur, ikinci zarlarını daha doğru atıyorlar ve daha uzun yaşıyorlar.
www.drmuratbas.com
CİLDİNİZ İÇİN ACIMASIZ OLAN YAŞLAR
40'lı yaşlar acımasız olabilir.Eğer hâlâ siz bir şeyler yapmamakta ısrar ederseniz cildinizdeki merhametsiz yaşlanma süreci hızlanarak devam edecektir. AlnımIzdaki ilk kırışıklıklar size merhaba diyecek, göz ve ağız çevresindeki çizgiler iyice belirginleşecektir.
Genetik mirasınız, toksik ve kirli şehir yaşamı, sigara, alkol ve güneş ışınlarına ek olarak, kendini yenileme kapasitesini bir hayli kaybeden zavallı cildiniz geri dönüşü oldukça zor bir yolculuğa çıkmak üzeredir.
Şakaklardaki çizgiler, gözaltındaki torbalar, alındaki kırışıklıklar, yanaklardaki sarkmalar, boyundaki kıvrılmalar ve aşırı kurumalar bir biri ardına ve insafsızca kapınızı çalacaktır.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, menopozla birlikte cildiniz daha da hassaslaşacak, dış etkilere iyice duyarlı hale gelecektir.
MENOPOZ DA SÜT VE ÜRÜNLERİ TÜKETİLMELİ Mİ?
Özellikle peynir ve yoğurt tüketiminde tam yağlı ve kaymaklı, kremalı olanlarını tercih eden bir beslenme kültürümüz var. Böyle bir seçim kolesterol yüksekliği sorununuz varsa yanlış olacaktır.
Menopoz dönemindeki kadınlarda bu konu daha da önem kazanır. Menopozla birlikte kolesterol düzeylerinde zaten tehlikeli artışlar oluşan kadınlara biz doktorlar kemik kırılganlığını önlemek amacıyla daha çok süt ve süt ürünleri tüketmelerini öneririz.
Genellikle de yağsız ya da çok düşük yağlı olanlarını tüketmeleri için onları uyarmayı unuturuz! Omega–3 yağ asidi içeriği yüksek bir besin olan balık, kan kolesterol ve trigliserit düzeylerinizi dengelemenize yardımcı olur. Ayrıca hem kolesterolsüz hem de kolesterol azaltıcı posalarla dolu bitkisel protein kaynaklarını da unutmamanızda yarar var.
Baklagiller (kuru fasulye, barbunya, mercimek ve nohut) kolesterol içermemesi ve besleyici özelliğiyle kalp sağlığınızı geliştirmenize katkıda bulunacaktır.
Yine ceviz, fındık, fıstık, soya ve kanola yağı gibi doymuş yağ içeriği düşük kaynaklardan da yararlanabilirsiniz.
MENOPOZDAKİ HORMON EKSİKLİĞİNİN UZUN VADELİ SONUÇLARI
Menopoz da sözü edilen belirtiler, çok rahatsız edici olmasına rağmen yaşamsal tehlike oluşturmaz. Ancak östrojen eksikliği yani menopoz, osteoporoz (kemik erimesi) ve kalp dolaşım sistemi rahatsızlıkları, Alzheimer gibi uzun sürede ortaya çıkabilecek hastalıkların olma olasılığını artırmaktadır.
Osteoporoz, bir kemik hastalığıdır. Östrojen eksikliğine bağlı kemiklerin gözenekli bir hal almasına ve kalsiyum oranının düşmesine neden olur. Kemiklerin kırılma riski artar. Osteoporozun neden olduğu kemik kırıkları, özellikle omurga, kalça ve el bileğinde olmaktadır. Kalça kırıkları yaşamı tehdit edebilir, tekrarlayan omurga kırıkları kadının kamburlaşmasına neden olur. İstatistiklere göre bütün kadınların yaklaşık yüzde 35'inde osteoporoza bağlı kemik kırıkları görülmektedir.
Kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları arasında yüksek tansiyon, felç, damar sertliği ve kalp krizi sayılabilir. Günümüzde Batılı ülkelerdeki kadınların üçte biri kalp-damar hastalıklarından ölmektedir. Geniş kapsamlı araştırmalar, kadınlarda kalp krizi geçirme riskinin menopoz öncesi yıllarda erkek yaşıtlarından önemli ölçüde düşük olduğunu göstermiştir. Bu risk, menopozdan sonra yaklaşık beş yılda hemen hemen eşitlenmektedir, zira kadınlardaki östrojenin koruyucu etkisi ortadan kalkmaktadır.
www.drmuratbas.com
SABAH BULANTISINA DOĞAL ÇÖZÜMLER
1. Ilık su ve balı karıştırıp sabahları içebilirsiniz.
2. Atıştırmak mide bulantısına iyi geldiğinden havuç, elma veya benzeri mideyi yormayan meyveler tercih edebilirsiniz.
3. Zencefil ve limonlu su mide bulantısına iyi gelir.
4. Pek çok hamile mide bulantısına karşı dondurmayı tercih etmektedir.
5. Tuzsuz ay çekirdeği mide bulantısına iyi gelir.
6. Domates suyuna bir limon sıkıp içebilirsiniz.
7. Nane ve naneli çaylar mideyi rahatlatır.
8. Kızılcık, yaban mersini ve karadut gibi yemişler mideyi bastırır.
9. Portakal ve greyfurt gibi narenciyelerin mide bulantısına iyi geldiği söylenmektedir.
10. Üzüm suyuna biraz şeker ekleyip içebilirsiniz.
VAJİNAL MANTARA BİTKİSEL ÇÖZÜMLER
VAJİNAL MANTAR
Tanımı: Derinin mantar hastalığının vajina bölgesinde görülmesidir.
Nedenleri: Bir mantar türü olan candida albicans neden olur. Sağlıklı kişilerde, normal olarak ağız içinde bulunan bir mantardır.Hu Hastalığın belirtileri, kaşıntı eşliğinde beyaz renkli bir akıntıdır. Elden geldiğince mantarlı bölgeyi kaşımamak ve hastalığın başka bölgelere de sirayet etmesini engellemektir. Kullanılan çamaşırların iyice yıkanmasının ardından durulama suyuna dezenfektan karıştırılarak durulanmalıdır.
Öneriler: Temiz bir kabın içine 100 gram kadar vazelin, yarım kahve fincanı kükürt ve bu karışımı merhem haline getirecek kadar suyla birlikte karıştırılıp, söz konusu hastalıklı bölgeye günde iki kez sürülür.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış aynısefa çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek söz konusu hastalıklı bölge yıkanır. Bu durum sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez tekrarlanır.
* Bir miktar toz haline getirilmiş beyaz haşhaş tohumu, sirke ile karıştırılıp mayi haline getirildikten sonra söz konusu hastalıklı bölgeye sürülüp aradan bir saat geçtikten sonra yıkanır. Bu durum sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez tekrarlanır.
* Bir litre suyun içine iki adet pırasa doğranıp iyice kaynatıldıktan sonra elde edilen su ile söz konusu hastalıklı bölge sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez yıkanır.
* Kabuklan soyulmuş bir adet acı hıyar ezildikten sonra söz konusu hastalıklı bölgeye sabah ve akşam olmak üzere gün de iki kez sürülür.
* Bir litre suyun içine iki çorba kaşığı kişniş katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek elde edilen su ile söz konusu hastalıklı bölge sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez yıkanır.
* Bir miktar defne yaprağı, dalları ve yemişleri bir arada kaynatılıp söz konusu hastalıklı bölge yıkanır.
* Bir litre suyun içine bir avuç börülce katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir fincan kaynar suyun içine birer çay kaşığı şahtere otu ve helile katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek içilir.
* Bir litre suyun içine bir tutam sığır kuyruğu katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç kez yarım kahve fincanı içilir.
* Bir kahve fincanı susam yağının içine yarım çay kaşığı sarısabır tozu katılıp iyice karıştırıldıktan sonra erik hoşafı ile birlikte içilir.
* Bir fincan kaynar suyun içine bir çay kaşığı demirhindi katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek, sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez içilir.
* Bir miktar taze pelin yıkanıp temizlendikten sonra nemli bir halde mikserden geçirilip bir tülbent yardımıyla sıkılarak el de edilen Öz suyu söz konusu hastalıklı bölgeye sürülür.
KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA SORUNUNA AKUPUNKTUR İLE ÇÖZÜM
Uz. Dr. Hasan Ali Nogay, kadınlarda idrar kaçırma sorunu ve tedavi yöntemleri hakkında soruları yanıtladı…
Tıp dilinde “Üriner İnkontinans” olarak geçen idrar kaçırma rahatsızlıkları her 3 ya da 4 kadından birisinde farklı şekilde görülmektedir. Birkaç doğum veya rahime yönelik cerrahi girişimler geçirmiş kadınlar arasında sık görülen ve doğal kabul edilip önemsenmeyen idrar kaçırma rahatsızlıkları ile özellikle menopoza yakın dönemlerde daha sık karşı karşıya gelinmektedir.
İdrar tutamama rahatsızlığında sebep olarak cerrahi jinekolojik müdahaleler, doğum sayısı ve şekli öne çıkar. Bağ dokusunun elastikiyetinin azlığına bağlı olan bu rahatsızlıkta genetik faktörler de çok önemlidir. Tekrarlayan mesane enfeksiyonları, menopoz, kabızlık, şişmanlık, diyabet ve bazı ilaçlar da idrar kaçırma rahatsızlığını tetikleyen
faktörleri oluşturur. Kadınlarda ‘İdrar Kaçırma’ rahatsızlığı olan ve en sık görülen stres tipi’ne ek olarak, sıkışma inkontinansı, miks tip, taşma tipi ve sfinkter yetersizliği olmak üzere 5 tipe ayrılmaktadır.
faktörleri oluşturur. Kadınlarda ‘İdrar Kaçırma’ rahatsızlığı olan ve en sık görülen stres tipi’ne ek olarak, sıkışma inkontinansı, miks tip, taşma tipi ve sfinkter yetersizliği olmak üzere 5 tipe ayrılmaktadır.
6 Seans Akupunkturla Gelen Sağlık
Sadece stres ve sfinkter tipi tedavilerinde önerilen cerrahi müdahaleler öncesinde bile, Akupunktur ve Nöral Terapi
yaklaşımlarının denenmesi hızlı ve başarılı sonuçlar verir. Ortalama 6 seans devam eden tedavi aşaması sonucunda kalıcı ve başarılı sonuçlar alınabilir.
yaklaşımlarının denenmesi hızlı ve başarılı sonuçlar verir. Ortalama 6 seans devam eden tedavi aşaması sonucunda kalıcı ve başarılı sonuçlar alınabilir.
Stres Tipi
Karın içi basıncını artıran öksürme, hapşırma, gülme, egzersiz ve yük kaldırma gibi faaliyetler sırasında oluşan istem dışı idrar kaçırmadır. İdrarını tutamayan her 3 kadından 2’sinde görülen tiptir. Pelvis tabanı kaslarının bağ dokusunun zayıflığı, altta yatan sebep olarak değerlendirilir. Doğum sayısı ve doğumda uygulanan müdahaleler, iri bebek, ailesel faktörler ve menopoz riski artırmaktadır.
Sıkışma Tipi
Tuvalete gitme ihtiyacı hissedildiği sırada, idrar torbasının farklı sebeplerle uyarılmasıyla idrarın kaçırılmasıdır. Bunun sebebi, mesane kaslarının aşırı aktivitesi ve uyarılmasıdır. Pelvis içi ve mesanenin enfeksiyonları, omurga travmaları, bel fıtığı, diyabet gibi hastalıklar sorumlu tutulabilmektedir.
Taşma Tipi
Pelvis içi cerrahi müdahaleler, omurilik yaralanmaları, diyabet, multipl skleroz gibi hastalıkların yol açtığı düşünülmektedir.
Sfinkter Yetersizliği
Sık olarak “mesane” düzeltme cerrahisi sonrasında görülmektedir.
KOLTUK ALTI KARARMASI NASIL GEÇER?
Koltuk Altı Kararması
Koltuk altı kararması birçok kadının kabusu olmakta ve dış görüntüyü bozmaktadır. Bu nedenle de kişi de büyük sıkıntı oluşturmaktadır.
Koltuk altı kararması birçok kadının kabusu olmakta ve dış görüntüyü bozmaktadır. Bu nedenle de kişi de büyük sıkıntı oluşturmaktadır.
Koltuk altı kararmasının nedenlerinin arasında ciddi hastalıkların yanı sıra sonradan meydana gelebilecek problemler de sebep olabilir. Addison hastalığı ve şeker hastalığı koltuk altı kararması nedenleri arasında olan hastalıklardır. Bunların dışında aşırı terleme, fazla kilo, çok sıcak ağda kullanımı ve kalitesiz deodorant kullanımı da koltuk altı kararması nedenlerindendir.
Koltuk Altı Kararması Nasıl Geçer
Malzemeler;
1 tatlı kaşığı pirinç unu
1 yemek kaşığı yoğurt
1 tatlı kaşığı sirke
Hazırlanışı;
Bütün malzemeleri bir kasenin içerisine koyarak iyice karıştırın.Bu karışımı 2 koltuk altınıza da sürün.Daha sonra 15 dakika kollarınız açık bir şekilde sırt üstü uzanın ve bekleyin.15 dakika sonunda bu karışımı ovalayarak çıkarın.Ilık su ile durulayın.Son olarak da limon suyu ve pamuk ile koltuk altlarınızı temizleyin.
Not: Hemen etki istiyorsanız bebek pudrası ile koltuk altınızı ovabilirsiniz.
Alternatif Tarif
Malzemeler;
1 çay kaşığı vazelin
1 çay kaşığı elma suyu
1 çay kaşığı limon suyu
Tüm malzemeyi bir kaseye koyarak iyice karıştırın. Ardından temizlenmiş olan koltuk altınıza uygulayın. Sürülen karışım tamamen kuruduktan sonra ılık su ile temizleyerek son olarak ta bebek pudrası ile cildinize masaj yapın.Bu karışımı duştan önce uygulayabilirsiniz.
KADINLARIN PSİKOLOJİSİNİ BOZAN ÜÇLEME:DIŞ GÖRÜNÜŞ,KİLO,DİYET
Çağımız bir standartlar ve normlar çağı. Uluslararası, ulusal standart ve norm belirleme kuruluşları yaşamı kolaylaştırmak amacıyla birçok konuda standartları tanımlamayıp neyin nasıl olması gerektiğini tarif ederken, tıp dünyası da koruyucu-önleyici sağlık davranışlarından, egzersiz, spor ve beslenmeye dek çeşitli alanlarda öneriler sıralayıp sağlıklı bir yaşam için nelerin yapılması veya yapılmaması gerektiğine dair uzunca listeler oluşturuyor.
Peki, olumlu bir amaca hizmet etmek üzere oluşturulan bu öneriler en çok üzerine spekülasyon yapılan ve gerçek bağlamından kopartılarak, yeni bir standartlar-normlar manzumesi olarak topluma pazarlanan ve yoğun kampanyalarla mutlak olarak tüketilmesi emredilen “dış görünüş-kilo-diyet” üçlemesine dönüştürülünce neler oluyor?
Neolife Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bora Telaferli, “Dış görünüş-kilo-diyet konularında kadınlar üzerine oluşturulan baskı ve ayrımcılığın boyutu belki de modern dünyada başka hiçbir konuda söz konusu değil. Pazarlama bacağı iyi düşünülmüş moda, yaşam tarzı, diyet yayın ve ürünleri yok satıyor. Buralarda önerilen yöntemlerin sağlıklı olmadığı, sağlığı korumayı amaçlamadığı, mucize vaatler içerdiği ve hatta sağlığı tehlikeye attıklarını bile bile insanlar bunların peşinden gitmemeli.” diyor ve bazı insanların konuyu iyice ileri götürerek diyeti bir takıntı haline getirdiğini, hayatının her anına bulaştırarak sonunda kendini mutlak mutsuzluğa mahkûm ettiğini vurguluyor.
“Dış görünüş-kilo-diyet” üçlemesi üzerine yoğun toplumsal baskı ve propaganda karşısında verilen tepkiler iki grupta ele alınıyor. Uçlarda olmayan, çan eğrisinin orta kısmında yer alan kişiler olabildiğince toplumdan ayrı düşmemeye çabalayarak, “standardı” tutturmaya özen gösteriyor. Maruz kaldığı baskıya gücünün yettiği kadar tepki vererek/esneyerek uyum göstermeye çalışıyor. Çok zorlanıp, uyması gereken normlar gücünü aştığında, ben bu halimden de memnunum diyerek, enerjisini başka bir alana yönlendirebiliyor. Bu grup, diyeti bazen yapılması gerekli bir şey gibi görürken, gerektiğinde ondan vazgeçip pastasını da keyifle yiyebiliyor.
Uçlarda yer alan kişiler için ise diyet yaşamın olmazsa olmaz zorunluğu haline geliyor. Diyetin dışına çıkmayı adeta en büyük günah veya suç olarak görüyor. Diyetin bir sonu, varılacak hedefi olmadığı için diyete tabi kalmak da bu grubu mutlu etmiyor. Diyetten sapmak suçluluk, diyeti sürdürmek mutsuzluk ikilemi içinde tablo bir anda saplantılı-zorlayıcı hal alıyor. Telaferli, “ Aslında bu kişilerin sorunu diyet değildir. Diyet burada bir yer tutucudur, temelde yatan sorun kişinin kendini-algılaması ve bilinçaltı ile ilintilidir. Diyeti alıp çıkartacak olsanız, yerini temizlik, düzen, sağlık vs. başka bir takıntılı konu hızla dolduracaktır. Altta yatan psikopatolojinin üzerine gidilip, klinik tablonun tedavisi sağlanmadıkça kişi rahat ve huzur bulamaz.” diyor.
Diyet ve beslenme çevresinde dönüp duran bu davranış örüntüleri normal, çağın gereği olarak algılanıyor ve patolojilerin üzeri örtülüyor. Yetişkin insanların dahi özgür iradesini kısıtlayan bu durum, yeni yetişmekte olan çocuklarda çok ciddi sorunlar yaratarak, kronik yeme bozuklukları başta olmak üzere çok sayıda önemli psikiyatrik ve tıbbi hastalığa zemin hazırlıyor. Bu konuda çok ciddi bir bilinçlendirme kampanyası ve sivil örgütlenme kaçınılmaz bir ihtiyaç haline geliyor.
BİR KADIN KAÇ BEBEK DÜNYAYA GETİREBİLİR?
Bir kadın, ömrü boyunca dünyaya 35 çocuk getirme kapasitesine sahip.
Body Worlds Orijinal Vücut Dünyası-Yaşam Döngüsü Sergisi'nin tasarımcısı Angelina Whalley'in verdiği bilgiye göre, bir kadın, ömrü boyunca dünyaya 35 çocuk getirme kapasitesine sahip.
Dünya genelinde 35 milyonu aşkın ziyaretçi tarafından görülen Gunther von Hagens'ın Body Worlds Orijinal Vücut Dünyası-Yaşam Döngüsü Sergisi, insan vücudunun ''mükemmel'' ve ''karmaşık'' yapısını gösteriyor.
Ankara Kentpark Alışveriş Merkezi'nde sergilenmeye devam eden serginin tasarımcısı Dr. Angelina Whalley'in verdiği bilgiye göre, kalp, insan ömrü boyunca yaklaşık 2,7 milyar kez çarpıyor, saatte 284 litreden fazla kan pompalıyor ve vücuttan çıkarılsa da atmaya devam ediyor.
Tüm vücuttaki en hızlı tepki veren kas olan göz, saniyenin 100'de biri sürede kasılıyor. Gülümsemek için 17, kaş çatmak için ise 43 kas harekete geçiyor.
BİR KADIN DÜNYAYA 35 ÇOCUK GETİRME KAPASİTESİNE SAHİP
Ortalama kadın yumurtalığı, 2 milyon yumurta içeriyor. Kadınlar, yüksek estrojen seviyeleri sayesinde erkeklere göre daha iyi koku alıyor. Bir kadın ömrü boyunca dünyaya 35 çocuk getirme kapasitesine sahip.
Çene kemiği, vücuttaki en sert kemik yapısını oluşturuyor. Bir insan doğduğunda 350 kemiği bulunurken, çocukluk evresinden sonra 144 tanesi birbirine kaynıyor. Hemen hemen 7 yılda bir, vücut bir tam iskelete denk olacak şekilde yenileniyor. Gülmek ve öksürmek, omurgaya, yürümek veya ayakta durmaktan daha fazla yük bindiriyor.
İnsan vücudunda neredeyse 96 bin 500 kilometre kan damarı bulunuyor. Ölümden yaklaşık 37 saat sonrasına kadar elektrik dalgaları ile sinyal göndermeyi sürdüren beyin, 15 yaş civarına gelindiğinde büyümesini durduruyor.
Ortalama bir erkek, 68 kilogramlık bir ağırlığı korumak için ömrü boyunca yaklaşık 50 ton gıda yiyor. Vücudun çok yağlı bir yemeği sindirmesi 6 saat sürerken, karbonhidratlı bir yemeği sindirmesi 2 saat sürüyor.
Bir insanda yemeğin yemek borusundan aşağı inmesi 8 saniye sürüyor. Yemek ince bağırsakta 3-5 saat, kalın bağırsakta 3-4 gün kalıyor. Mide, kendi ürettiği asitte sindirebilmek için her 3 günde bir, yeni bir zar üretiyor.
Ortalama insan, ömür boyu 330 milyon litre hava soluyor. 30 yaşın altındaki insanlar, 80 yaşın üstündekilere göre 2 kat fazla oksijen alıyor. İnsan vücudu için oksijenden sonra gelen en önemli kaynak, su olarak biliniyor.
Timetürk
ÇALIŞAN ANNE OLMAK ZOR
Çalışan anne olmak gerçekten zor bir iş. Günümüzün çalışan anneleri bir yandan iş hayatının getirdiği zorluklarla boğuşurken diğer yandan da çocuğunu daha iyi yetiştirme çabasında. Tabi takdir edersiniz ki, annenin sorumluluğu sadece işi ve çocuğuyla sınırlı kalmıyor; evin temizliği, çamaşırlar, yemek, misafirler ve dahası… Anneler çocukları doğduktan sonra çalışmakla çalışmamak arasında kalıyor. Çünkü çalışsa bir türlü, çalışmasa bir türlü… Çalıştığı için çocuğuna yeterli zamanı ayıramadığı gerekçesiyle vicdan azabı duyan bir anne, çalışmadığı zamanlarda da kendini yetersiz ve işe yaramaz hissedebiliyor. Peki bu noktada doğru olanı hangisi? Bir anne çalışmalı mı, çalışmamalı mı? İşte bu sorunun tek bir cevabı yok. Cevabı size kalmış…
Annenin çalışmasının anne ve çocuğu nasıl etkilediği konusunda görüşlerini aldığımız Psikolojik Danışman Ayşenur Dinç, kadının çalışmasıyla birtakım zorlukların ortaya çıktığını ifade ederek, işinden yorgun argın gelen annenin çocuğuna yeterli zaman ayıramamasının bu zorlukların en başında geldiğini belirtiyor. Ayrıca bu zorlukların kadınınannelik rolünde aksamalara sebep olup olmamasının annenin çalıştığı işe, ailenin yapısına, babanın aile içindeki rolüne ve eşinden beklentilerine, annenin işine ve anneliğe bakışına göre değişmekte olduğunu ifade eden Dinç, bu faktörlerin kontrol edilememesinden dolayı aksamalar olabileceği gibi, kontrol edildiği takdirde aksamaların yaşanmayabileceğini de sözlerine ekliyor.
Anne çalıştığı zaman çocuğuna vakit ayıramamaktan, çalışmadığı zaman da iş hayatında yer almadığı için kendini eksik ve suçlu hissedebiliyor. Ayşenur Dinç, bu konuyu şöyle açıklıyor:
Annenin çalışmasının çocuk üzerinde yaratacağı etkileri; annenin eğitim düzeyi, çalışma koşulları, çalışma nedeni, anne-çocuk ilişkisinin niteliği, aile ilişkileri, annenin yokluğunda çocuğun kim tarafından nasıl bakıldığı, çocuğa bakan kişinin özellikleri ve bakanın sürekliliği, çocuğun hangi gelişim basamağında olduğu, ailedeki çocuk sayısı ve çocuğun doğum sırası gibi bir dizi faktörle değerlendirmek gerekir.
Annelik ve kariyer arasında dengeyi yakalamak önemli
Burada çocuğun değil; annenin bir seçimi söz konusudur. Kariyerinin en üst noktasında severek isteyerek kendisini çocuğuna/çocuklarına adayan anneler olabildiği gibi; anne olduktan sonra artık ilerlemeyen kariyeri için çocuğunu suçlayan ve ceza olarak çocuğunun ihtiyaçlarını vaktinde karşılamayan anneler de var ne yazık ki. Annelik ve kariyer arasında kalmak modern yaşam tarzının dayattığı bir tercih olarak karşımızda duruyor ve her iki tercihin de kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Bu noktada ideal olan iki tercih arasında dengeyi yakalayabilmektir. Böyle bir imkân söz konusu değilse de iki tercih arasından kişinin değer dünyasındaki ve kişiliğindeki çerçeveye en uygun tercihi yapmasıdır.
Çocuğu olan bir anne çalışmalı mı, çalışmamalı mı?
Kaliteli zaman geçirmek ne demek?
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz kaliteli zaman kavramını da anne-çocuk ilişkisinde nicelikten çok niteliğin üzerinde durulan zaman olduğunu söyleyen Dinç, anneler çocuklarıyla nasıl kaliteli zaman geçirebilir sorumuzu şu şekilde yanıtlıyor. “Kalite zaman geçirmek, annelerin çocuklarıyla uzun saatleri beraber ama iletişimsiz ve etkileşimsiz geçirmesindense görece daha az zamanı iletişim ve etkileşim içerisinde geçirmeleridir. Burada anneler çocuklarının gelişim dönemlerini gözeterek çocuklarının annelerinden nelere ihtiyaç duyduklarını bilecek ve beraber geçirdikleri zamanları o ihtiyaçları karşılamaya dönük geçireceklerdir. Önemli bir diğer nokta ise anneleriyle beraber oldukları zamanlarda çocukların ne yaptığıdır. Elbette yapılan aktiviteler çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmalıdır ve çocuk ile birlikte karar verilmelidir. Kaliteli zamanın yönetimi sadece anne de olmamalıdır. Bunlara ek olarak anne muhakkak çocuklarının kendisiyle beraber olmadıkları zamanlarını da yönetmeli ve gelişimlerine uygun ilişki ve iletişimleri kurdukları zeminler hazırlamalıdır. ”
Çalışan annelerin çocukları daha başarılı
Ayrıca Ayşenur Dinç, annenin çocuğuyla kaliteli zaman geçirmesi görüşünü şu sözlerle destekliyor:
“Çalışan anneler ve çocukları üzerinde yapılan araştırma bulguları genellikle beklenilenin tersine, çalışan annelerin çocuklarının okul başarılarının ve sosyal gelişimlerinin çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha üstün olduğu yönündedir. Dolayısıyla temel mesele annenin çalışıp çalışmamasından çok çocuğuyla beraber olduğu vakti nasıl değerlendirdiği ve çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılayıp karşılamamasıdır.”
“Çalışan anneler ve çocukları üzerinde yapılan araştırma bulguları genellikle beklenilenin tersine, çalışan annelerin çocuklarının okul başarılarının ve sosyal gelişimlerinin çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha üstün olduğu yönündedir. Dolayısıyla temel mesele annenin çalışıp çalışmamasından çok çocuğuyla beraber olduğu vakti nasıl değerlendirdiği ve çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılayıp karşılamamasıdır.”
Hediye annenin yerini tutmaz
Okul öncesi dönem çocuğu olan bir anne işten eve döndüğünde, öncelikle çocuğu ile günü konuşmalı, onu dinlemeli, onun yapmayı istediği şeyleri yapmalı ve daha sonra günlük İşlerini yapmalıdır. Çünkü okul öncesi dönem çocuğu için anneyi gördükten sonra bir de evin işlerinin yapılmasını beklemek oldukça uzun ve sıkıntı vericidir. Bu şekilde anne; kendisi iş yaparken onun sürekli ortalıkta dolaşıp mızıldanarak ve sürekli sorular sorarak kendisini rahatsız etmesini önlemiş olacaktır. İşten eve döndüğünde çocuğa ayrılan yarım saatlik oyun süresi hem çocuğu rahatlatacak hem de anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirecektir.
En risklisi çocuğu başka bir şehirde oturan babaanne ya da anneanneye bırakmak
Anneler çalıştıkları zaman diliminde çocuklarını aile büyüklerine ya da bakıcılara teslim ediyorlar. Ayşenur Dinç, bu noktada en ideal olanın ruh ve beden sağlığı yerinde, çocuk gelişim dönemleri hakkında bilgi sahibi, çocuğun koşulsuz sevgi alabileceği alternatifler içinden en doğru kişiden bu hizmetin sağlanması olduğunu vurguluyor. Bazı durumlarda ailelerin çeşitli nedenlerle çocuklarını başka bir şehirde oturan ebeveynlerine bıraktıklarını söyleyen Dinç, “ Ancak en risklisi de budur. Çünkü çocukla anne ve baba uzun süreli olarak ayrılmakta bu ayrılık da çocuğu olumsuz etkileyebilmektedir.”
Peki ya çocuklarını bakıcılara emanet eden anneler… Onlar en çok sevdikleri varlıklarını bakıcılara emanet ederken onlara nasıl güvenecekler. Ayşenur Dinç, bu konuyla ilgili olarak birlikte çalıştığı ailelerinin yaşantılarından şu örnekleri vererek durumu açıklıyor:
Anne: “Bakım elemanımızla maaşı için anlaşırken; o söylediğiniz parayı verirseniz televizyon izletirim. Biraz daha arttırırsanız oyun oynarım cevabını aldım.” Takdir edersiniz ki bu anne hiçbir zaman evde ne kadar oyun oynadığı ne kadar televizyon izlediğinden hiçbir zaman emin olmadı...
Anne: “Çocuğumun değişik yerlerinde morluklar görüyorum. Hiçbir zaman içimi rahatlatan bir bilgi alamadım. Evin her odasına kamera yerleştirdik. Bakım elemanın çocuğumu sıkıştırdığını öğrendim” Olaylı bir şekilde ayrılan bakım elemanı herhangi bir cezai yaptırım almadı. Aile daha sonra başka bir çocuğa baktığını öğrenmiş. Şu an bir başka çocuğun da canı yanıyor olabilir.
Anne: “Evden sürekli para azalıyor sorduğumda bugün bakkala gittiğimizde şunu istedi aldım, bunu istedi aldım gibi cevaplar alıyordum. Çocuğuma sorduğumda yemediğini söylüyordu, ben de hiçbir zaman çöplerine rastlayamadım” Bu anne çocuğu bakıcı teyzesini çok sevdiğinden değişikliğe gitmedi. Ama teyzeye para konusunda güvenmemeye devam ediyor...
Çalışan anne ve çocuk konusunda uzman görüşleri böyleyken bu durumu bizzat yaşayan anneler bu konuda neler söylüyor. İşte size birkaç örnek...
Melek Kocatürk Yılmaz (Öğretmen): "Çalışan anne olmak fedakar bir anne olmak demek"
Çalışan bir anne olmak başta fedakar bir anne olmak demektir. Çünkü aynı zamanda hem anne, hem eş, hem çalışan, hem de ev kadını olmak demektir. Çalışmak çocuğunuz 2 yaş ve üzeri olana kadar zor değil, fakat o yaşlardan itibaren çocuğun algılama düzeyi gelişiyor ve sizi işe göndermek istemiyor.
Çalışırken çocuğumu bakıcısına emanet ediyorum. Çalışmak zorunda olmak sizi bir şekilde buna mecbur bırakıyor. Böyle bir yolu tercih etmemdeki en büyük etken aile büyüklerimizin uzak illerde ikamet etmesi ve çocukla ilgilenecek yaş düzeyinin üzerinde olmaları. Çocuğumu bakıcısına emanet edip giderken bir yanım hep onunla kalsam diyor, diğer yanım onun ve kendi geleceğim için buna mecbur olduğumu söylüyor ve diğer yanım galip geliyor.
Çalışırken çocuğumu bakıcısına emanet ediyorum. Çalışmak zorunda olmak sizi bir şekilde buna mecbur bırakıyor. Böyle bir yolu tercih etmemdeki en büyük etken aile büyüklerimizin uzak illerde ikamet etmesi ve çocukla ilgilenecek yaş düzeyinin üzerinde olmaları. Çocuğumu bakıcısına emanet edip giderken bir yanım hep onunla kalsam diyor, diğer yanım onun ve kendi geleceğim için buna mecbur olduğumu söylüyor ve diğer yanım galip geliyor.
Çocuğuma yeteri kadar vakit ayırabiliyorum çünkü günlük 1 sınıf olmak üzere derslere giriyorum. Geri kalan zamanım onunla geçiyor. İş ve çocuğum arasında dengemi sağlayabiliyorum. Sınıfımın kapısından girdiğim andan itibaren öğretmen kimliğime bürünüyorum, evimin kapısından girdiğim andan itibarense annelik kimliğime.
Mesleği açısından statik olmayan sürekli değişken ve teknolojiye bağlı gelişen bir işe sahip bayan çalışan olan annelerin hem mesleği hem de anneliği bir arada yürütmelerini destekliyorum. Fakat statik yani durağan bir mesleğe sahip annelerin çocuğunu en azından kreş ya da anaokulu çağına gelene kadar kendileri büyütmelidir, görüşünü de savunuyorum.
Şükran Gül (Öğretmen): "Çalışan anne olmak keyifli"
Çalışan bir anne olmak benim için çok keyifli neden mi çünkü bir mesleğim var, ben bir öğretmenim bir üniversite bitirmek kolay iş değil madem bir üniversite okudum istedim ki evladıma olduğu kadar çevreme de faydam olsun. Bence önemli olan bunu dengede tutabilmek. Hem çocuk sahibi olmak hem de çalışmak benim için zor değil. Çünkü yavrumu, eşimi ve işimi planlı yapmaya çalışan bir anneyim. Bir öğretmen olduğum için öğrenci profiline uyarlarsam üniversiteye hazırlanan bir öğrenci nasıl ki günü gününe çalışmazsa istediği iyi bir yeri kazanması zordur. Dolayısıyla biz anneler de işimizi iyi planlamalıyız ki zamansızlıktan şikayet etmeyelim.
Ben çalışırken kızımı babasına ve babaannemize emanet ediyorum. Bu konuda minnettarım onlara. Bana göre çocuğumuz 3 yaşına kadar onlara bakabilecek en iyi kişi, var ve müsait ise anneanne, babaanne veya babadır. Sonrasında 4 yaş civarı bir kreş olabilir. Çocuğumu bırakırken ki hislerimi ancak çalışan bir anne anlayabilir ama biliyorum ki ben onun için çalışıyorum. Kızıma yeteri kadar vakit ayırdığımı düşünüyorum. Çünkü özellikle kızım için part time çalışıyorum. Kalan zamanımda da onun isteklerine cevap vermek için elimden geleni yapıyorum. Oyunsa oyun gezmekse gezmek, sevgi, muhabbet, doyasıya yaşasın her şeyi... İş ve çocuğum arasında ki dengeyi part time çalışmakla sağlayabiliyorum. Kızım şu an 3.5 yaşında, geçen sene küçük olduğu için çalışmam konusunda beni tam anlayamıyordu ama bu sene ona neden çalışmam gerektiğini anlatıyorum o da beni anlıyor ve anlayış gösteriyor. Bu durumdan şikayetçi değil o nun şu an istediği tek şey oyun ben olmayınca eksik olan günü eşim tamamlıyor. Anne olmak bir ayrıcalık onların kıymetini bilelim ve onlara daha fazla vakit ayıralım çünkü çok çabuk büyüyorlar. İşler elbet halledilir.
Merve Er (Yönetici Asistanı): "Çalışmak anneyi sosyalleştiriyor"
Çalışan anne olmak öncelikle büyük bir sorumluluk yüklüyor üzerime. Çalışan anne olmanın en büyük zorluğu duygusal açıdan yıpranmak. Fiziksel olarak eşimin bana ev işlerinde ve çocuklarla ilgilenme noktasında yardımlarından dolayı pek fazla yıpranmıyorum.
Benim 6 ve 5 yaşlarında 2 kızım var. Kızlarım 4 aylık iken çalışma hayatıma tekrar geri döndüm. İlk aylarda annem, ablam ilgilendi, 2 yaşından itibaren de kreşte büyüdüler. Büyük kızım şu an ilkokula başladı. Küçük kızım hala kreşte. Ben çocuklarımı emin ellere teslim ettiğimi bildiğim için endişe duymadım. Gerek aile bireylerim, gerek seçtiğim kreş çocuklarımın duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına cevap verebildi.
Çocuklarımla geçirebileceğim zamanın kısıtlı olması bana zamanı kaliteli kullanmayı öğretti. Akşamları geçireceğimiz 2 saatte ders çalışıp, dans etmeyi, hikaye anlatmayı ve hatta günümüzün nasıl geçtiğine dair sohbetler yapmayı başarabiliyoruz. Her ne kadar zamanı değerli kullanmaya çalışsam da, içimde hep bir suçluluk duygusu olmuştur.
Çocuklarımla geçirebileceğim zamanın kısıtlı olması bana zamanı kaliteli kullanmayı öğretti. Akşamları geçireceğimiz 2 saatte ders çalışıp, dans etmeyi, hikaye anlatmayı ve hatta günümüzün nasıl geçtiğine dair sohbetler yapmayı başarabiliyoruz. Her ne kadar zamanı değerli kullanmaya çalışsam da, içimde hep bir suçluluk duygusu olmuştur.
Çalışmamın çocuğum üzerine olumlu etkileri olduğunu düşünüyorum. Benim çocuklarım çalışmayan annelerin çocuklarına nazaran daha aktif, özgüveni yüksek, dışa dönük karakterler. Elbette çalışma hayatımdan kaynaklı bir takım sıkıntılar çocukla arama girmiyor değil. Kızım arkadaşlarımın annesi her gün okula geliyor, sen gelmiyorsun diye serzenişlerde bulunuyor. Bu serzenişleri de ara sıra okula giderek yaptığım sürpriz ziyaretlerle izole etmeye çalışıyorum.
Çalışıyor olmak anneyi sosyalleştiren, hayatın içinde tutan içinde tutan, hele hele çalışma koşulları uygun ise pozitif enerji sağlayan bir aktivite. En büyük sıkıntım mesai saatimin uzun olması. Annelere uygun yarı zamanlı iş tanımlamasının ülkemizde en kısa zamanda uygulanması ise en büyük arzum.
Zeynep Postallı (Muhasebeci): "Çalışan anne olmak sürekli özlemek ve özlenmek demek"
Çalışan anne olmayı sürekli özleyen ve özlendiğini bilen birinin özlediğinden ayrı kalmak zorunda kalması diye tarif edebilirim. Bu konuda biraz yeni olduğum için –iki aydır çalışıyorum- mevzuya biraz duygusal yaklaşıyor olabilirim. Zaten annelik de daha yoğun olarak duyguyla alakalı bir şey. Sana her yönden bağlı olan, bedeninde taşıdığın, en çok ihtiyacı olduğunu düşündüğün bir dönemde ondan sadece gündüzleri de olsa ayrılmak gerçekten kolay bir şey değil. Çalıştığım zamanlarda çocuğumu anneme ya da kayınvalideme emanet ediyorum. Bunun sebebi de başka kişilere güvenemiyor oluşum. Çocuğum kreş için çok küçük ama sanırım büyük de olsa kreşe veremezdim diye düşünüyorum. İşin bir de manevi boyutu var tabii. Çocuğum için her yönden en iyisini düşündüğüm için emanet edebileceğim kişilerin de en az benim kadar ona duygusal olarak yakın olması önemli. Hafta sonları çalışmıyorum, hafta içi de geç olmayan bir saatte evde oluyorum. İş dışında her zaman birlikteyiz. Bu onun için yeterli bir zaman mı bilmiyorum ama fazlasıyla ona zaman ayırmaya çalışıyorum. Çocuğumun çalışmamdan şikayetçi olduğunu ben işe giderken ağlamasından anlayabiliyorum. Bu da duygusal olarak onu ve beni biraz yıpratıyor. Ona rağmen, onun için bir şey yapıyorum. O bundan memnun değil ama yapmak zorunda olduğumu bildiğim için içim biraz rahat.
On5yirmi5 den alıntı
Gizem Gül'ün haberi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)
.jpg)


.jpg)



.jpg)
.jpg)


.jpg)